İçeriğe geç

O, Ebû Zerr’e böyle derken, Hz. Ebû Bekir ve Ömer’e aynı şeyleri söylemiyordu. Aksine, onların imaretlerine işaret sadedinde; sağ eliyle Hz. Ebû Bekir’in, sol eliyle de Hz. Ömer’in elini tutmuş ve şöyle demişti: “Benim gökte iki, yerde iki vezirim var. Göktekiler Cebrail ve Mikâil; yerdekiler de Ebû Bekir ve Ömer’dir.”9

Diğer taraftan, gaybbîn gözüyle, olacakları görmüş ve dört raşid halifenin hilâfetlerine dair işaretlerde bulunmuştu. Hz. Osman’a (radıyallâhu anh) gelince عَلَى بَلْوَى yani “imtihan ağırlıklı” kaydını ilâve etmişti..;10 ve öyle de Hz. Osman’ın hilâfeti biraz belâlı olmuştu.

Evet, O, kadrosundaki insanları, onlardan daha iyi tanıyordu. Vazifelendirdiği şahıslarda vazife itibarıyla hiç falso olmamıştı. Ebû Zerr (radıyallâhu anh), imarete talip olabilir; kendini bu işin altından kalkacak güçte görebilir; fakat Allah Resûlü, Ebû Zerr’i, Ebû Zerr’den daha iyi bilmektedir. “Sen zayıfsın, bu iş ise ağırdır.” der ve ona imaret vazifesi vermez.

Şimdi bu hususla alâkalı bir iki misal arz edelim:

2. Amr b. Abese (radıyallâhu anh)

Ahmed İbn Hanbel naklediyor: “Amr b. Abese, Allah Resûlü’ne geldi. Gayet kaba ve bedevîce: مَا أَنْتَ؟ dedi. Bu “Sen nesin?” demekti. Allah Resûlü, gayet sakin bir eda ile أَنَا نَبِيُّ اللّٰهِ buyurdu “Ben Allah’ın (celle celâluhu) nebisiyim.” O korkunç kabalığa karşı bu mülâyemet, Amr b. Abese’yi vurmuştu. Hemen diz çöktü إِنِّي مُتَّبِعُكَ “Ey Allah’ın Resûlü, bundan böyle Sana tâbiyim.” dedi.

77