İçeriğe geç

Sahabe, başındaki kuşu uçurmak istemeyen bir adam dikkatiyle, biraz sonra Allah Resûlü’nün dudaklarından dökülecek kelimeyi bekliyor ve herkes bu şerefin kendisine ait olmasını istiyordu. Allah (celle celâluhu) tarafından sevildiğini duymayı kim istemez ki? İnsan Cennet için dahi fedakârlık yapabilir ve “Benim yerime o kardeşim girsin.” diyebilir.. fakat böyle bir pâyede fedakârlık olamazdı…

İşte, Allah Resûlü’nün dudakları kıpırdamak üzereydi. Ve işte Allah Resûlü’nün dudaklarından beklenen kelime çıkıyordu.. çıktı ve: أَيْنَ عَلِيٌّ“Ali nerede?” buyurdu.

Hz. Ali’nin (radıyallâhu anh) gözleri çok şiddetli ağrıyordu. Onun için sancağın kendisine verileceğini hiç düşünmemişti.. ve geride kalmıştı. Sahabe cevap verdi: يَشْتَكِي عَيْنَيْهِ يَا رَسُولَ اللّٰهِ “Gözlerinden rahatsız yâ Resûlallah!”

Efendimiz onu huzuruna çağırdı. Mübarek tükrüğünü Hz. Ali’nin (radıyallâhu anh) gözlerine sürdü. Hz. Ali (radıyallâhu anh) kasem ediyor ve diyor ki: “Bir daha göz ağrısı görmedim.”

Daha sonra sancağı ona teslim etti. Hâlbuki o gün sahabenin arasında Hz. Ebû Bekir gibi, Hz. Ömer gibi, Hz. Mikdad gibi niceleri vardı. Ama sancak onlara değil, genç Ali’ye teslim edilecekti.15

Ve, Hayber’in fethi, Allah Resûlü’nün bu mevzudaki isabetini hemen göstermişti. Zaten O, kimi nerede tavzif ettiyse muhakkak isabet etmiştir. Bu da O’nun risaletinin bir delilidir. Zira Allah Resûlü fetanet-i a’zam sahibidir.

Evet, Allah Resûlü, kime hangi vazifeyi vermişse, muhakkak o şahıs verilen vazifeyi hakkıyla yerine getirmiştir.

81