Cüleybib kapıyı çalıp içeriye girer ve onlara Allah Resûlü’nün selâmını söyler. Aile heyecanlanmıştır. Ardından da teklifini yapıştırır ve Allah Resûlü’nün dediklerini aynen onlara nakleder. İki Cihan Serveri: “Benim selâmımı, söyle kızlarını sana versinler.” demiştir.
Ana-baba birbirlerine bakışırlar. “Cüleybib’e mi?” diye düşünürler. Ancak emri veren Allah Resûlü’dür ve meselenin tereddüte tahammülü yoktur. Onlar kızları adına tereddüt geçirirken, perde arkasından bütün konuşulanları dinlemiş olan evin kızı seslenir: “Allah Resûlü’nün emrini yerine getiren birisi karşısında niçin tereddüt gösteriyorsunuz?”13
Cüleybib artık evlenmiştir. Üç-beş hafta sonra da bir cihada iştirak eder ve orada şehit düşer. Bazıları şehitlerini araştırmaktadır ve: “Kayıplarınız var mı?” diye sorar Allah Resûlü; “Yok!” diye cevap verirler. O: “Ama benim kaybım var!” der ve evlâdını yitirmiş mahzun, yüreği yaralı bir baba gibi Cüleybib’i arar.. arar ve bir yerde bulur. Yedi kâfirin yanında, üstü başı kanlı, bir sürü yara içinde ve elinde kılıcı. Allah Resûlü ferman eder: “Yedi tane öldürdü gazi oldu ve sonra da şehit düştü.” Başını dizine koyar ve şöyle buyurur: “Allahım, bu bendendir, ben de ondanım.”14 İşte Allah Resûlü’nün arkadaşlarına sahip çıkması!
4. Ali b. Ebî Talib (radıyallâhu anh)
Hayber fethedilecekti. Günlerce süren muhasara netice vermemiş ve kaleden içeriye girilememişti. Bir gün Allah Resûlü: “Yarın bu sancağı, Allah’ı seven ve Allah (celle celâluhu) tarafından sevilen birine vereceğim!” buyurdu. Ertesi gün herkes ön safta yer almak için âdeta yarışıyordu. Allah Resûlü sabah namazını kıldırdı. Daha sonra cemaate döndü.. herkesin gözü Allah Resûlü’nün gözlerine dikilmişti.. O’nun gözleri ise, orada olmayanlardan birini arıyordu.