Hazreti İbrahim (aleyhisselâm), Firavun tarafından (Bazı tarihçiler o Firavun’un adının Sâdûk olduğunu söylerler)12 zevcesi ile tehdit edildiğinde içinde bulunduğu durumu zevcesine açarak şöyle seslenmişti: “Ey Sâra, biliyorsun ki, yeryüzünde sen ve benden başka Müslüman yok. (Eğer biz de mahvolursak Allah’ın adını anan kimse kalmayacaktır!)”13 Onun bu sözlerinden, Hazreti İbrahim devrinde de inananların bir kere daha dalâlete sürüklendikleri anlaşılmaktadır. Sonra bu dönemde Hazreti İbrahim’le yeni bir aşk, heyecan ve coşkunluk devri başlamıştır. Hazreti Musa (aleyhisselâm) bu işi devlet çapında plânlamış, rayına oturtmuş, İsrailoğullarıyla bir devlet kurarak firavunlara baş kaldırmış ve gürül gürül Hakk’ı ilan etmiştir. Bu süreç, Hazreti Davud ve Hazreti Süleyman (aleyhimesselâm) devirlerinde muhteşem bir devlet olarak yerine oturmuş ve cihan çapında bir hâkimiyet kurulmuştur. Hazreti Mesih’e (aleyhisselâm) doğru gelindiğinde Hak duygusu yeniden yıkılmış ve Hazreti Mesih’in etrafında sağlam inanmış on bir buçuk insan kalmıştı. (Vâkıa havariler on iki kişidir, ancak birisi ihanet ettiği için “on bir buçuk” ifadesini kullandım.) Hazreti Mesih’in elçi olarak gönderildiği cemaat, kendilerine peygamber olarak gelen ve kendi ırklarından olan Hazreti Zekeriya ve Hazreti Yahya’yı (aleyhimesselâm) tereddüt etmeden şehit edecek kadar asi bir toplumdu. Hazreti Mesih, bu cemaati Hakk’a çağırarak Efendimiz’e giden yolu açmıştı.