“allah Şiddet-i Zuhurundan Gizlidir”
“ALLAH ŞİDDET-İ ZUHURUNDAN GİZLİDİR”
“Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey kibriyâ-i azametinden tesettür etmiş olan Sâni-i Hakîm ve Hâlık-ı Rahîm!” şeklindeki dua, İmam Şâzilî, Abdulkadir Geylânî, Muhammed Bahauddin Nakşibend, Muhyiddin İbn Arabî gibi mânâ sultanlarının ve daha sonra Hazreti Bediüzzaman’ın evrâdlarında tekrar ettikleri bir sözdür. Allah şiddet-i zuhurundan gizlidir. O, çok fazla zâhir olduğu için gizlidir. Şair: “Sen ol Zâhir’sin ki kimse ne olduğun bilmez / Ve ol Bâtın’sın ki kimseden gizlenmez…” sözüyle bunu işaretler. Esasen bu, vicdanın ve ruhun hissettiği, letâifin sezebildiği bir husustur. Anlatılması zor bu konuyu dilimin döndüğü kadarıyla arz etmeye çalışacağım:
Bazen ihatasızlık, irfansızlığa yol açar. Bir meseleyi, gerektiği gibi kavrayamaz, çepeçevre ihata edemezsek, onu kat’iyen tam bilemeyiz. Bazen şiddet-i zuhur o şeyi bilmemize mâni olur da tam kavrayamaz ve irfanına eremeyiz. İhatasızlık ve şiddet-i zuhur bizim bilgimizi sınırlar. Belki bunlardan birisi diğerinin sebebi, diğeri öbürünün de lazımı olur.
Cenab-ı Vacibü’l-Vücud ve Tekaddes Hazretlerinin esmâ ve sıfât perdedarlığında serâdan süreyyâya, yerden göğe kadar bütün eşya yaratılmıştır. Bütün eşya, Cenab-ı Hakk’ın esmâ-i hüsnâsının tecellisinin gölgesinden ibarettir. Hatta İmam Rabbânî’ye göre hakiki hakâik-i eşya, Allah’ın (celle celâluhu) isimlerinin cilvelenmesinden ibarettir. Evet, eşya zannedilen şeyler Zât-ı Ulûhiyet’in isimlerinin cilvelenmesi ve bir kısım tezahürlerinden ibarettir. Daha iyi anlaşılması için şöyle bir misal verebiliriz: