İçeriğe geç
6. Bölüm

Yakınlarımızı İrşattaki Tavrımız

YAKINLARIMIZI İRŞATTAKİ TAVRIMIZ

Soru: Ailem Müslüman olmasına rağmen yine de amel bakımından zayıf. Nasıl bir metot takip etmeliyim ki, hiç olmazsa iki kız kardeşime bir şeyler verebileyim?

Bizim en mühim meselemiz, çevremizde her şeyin dağılıp çer-çöp hâline gelmiş olma manzarası karşısında müteessir olmayışımızdır. İnançlı bir sine için en büyük dert, etrafında bulunan insanların kayıp gitmeleri karşısında kayıtsız kalmaktır. Sorudan, soru sahibinin kayıtsız kalmadığı ve bir ızdırap içinde olduğu anlaşılmaktadır.

Kanaat-i âcizanemce bir insan ister yakın, ister uzak çevresinin rüşdü ve hidayeti mevzuunda biraz olsun dertlenirse, Cenab-ı Hak bir gün onun imdadına yetişip, ona ışık tutacaktır. Ayrıca bu meseleyi dert hâline getiren bir insanın kafası düşünecek, kalbi yorulacak, o insan devamlı bu mesele ile meşgul olacak, pek çok insanın görüşünü alacak ve neticede bir gün mutlaka bunun ilmini elde edecektir. Zira böyle bir insan, artık yolunu bulmuş demektir. Kovayı elde eden, er-geç bir ip de bulur ve Allah’ın lütfuyla kuyunun dibinden çıkaracağını çıkarır.

İnsan, yakın çevresine karşı herkesten evvel kendisi vazifelidir. Kur’ân-ı Kerim, وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ“(Ey Nebim!) Önce en yakın akrabalarını uyar.”30 âyetiyle bu hakikati dile getirir. Onun için Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), öncelikle yakın akrabaları üzerinde durmuş, bu vesileyle kendisine babalık yapan Ebû Talip ve amcası Ebû Leheb’e defalarca hak ve hakikati tebliğ etmişti.

35