Neden Ümitvârım?
NEDEN ÜMİTVÂRIM?
Ben, kendimi bedbin ve karamsar bir insan bilirim. Ancak bir şey var ki, onu da inkâr edemem. Şöyle ki, eğer Cenab-ı Vacibu’l-Vücud ve Tekaddes Hazretlerinin konuşturduğu bir insan olan Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtü vesselâm), ümmetinin son günleri adına bir bişâret vermişse,9 ben onu kendi karamsar dünyam içinde karartamam. Bana düşen, onu kendi berraklığına has keyfiyette takdim etmektir.
Sâniyen, ümitsizliğe düşecek çok ciddi bir durum olmadığı gibi, aksine ümidimizi besleyecek pek çok gelişme var. Her ne kadar ben ve benim emsalim kendimizi mahvolmuş bir nesil olarak görsek de gelecek nesil için bir köprü durumundayız. Gelecek neslin ise, hadis-i şeriflerin verdiği müjdeler içinde, Cenab-ı Hakk’ın hususi iltifatına nâil olacağına inanıyoruz. Ben de onca cürmüm ve günahıma rağmen bu iltifatlardan istifade etme ümidini taşımaktayım. Şahsen hep bu hususu düşünerek, hiçbir zaman ümitsizliğe düşmedim. Bir karanlık dönemde hiç yoktan başlayıp gelişen, mesafe üstüne mesafe kat eden, hatta daha gerilere dönüp baktığında, dün ufkunda yalancı bir şimşeğin çakmadığını, kâzip bir fecrin tulû etmediğini gören ve bugün bir zahre-i şemse ulaşan ve Güneş’in parlaklığı başını okşayan bir neslin ümitsizliğe düşmeyeceğine inanıyorum. Zira bizden evvelki nesillerin kupkuru ve kapkaranlık bir dünyaları vardı. Hâlbuki şimdi az da olsa aydın bir dünyamız var ve bizi, inşâallah, aydınlık bir istikbal beklemektedir. Bu hususu teyit eden pek çok emare var. Hiç kimse bunları inkâr edemez. Esasında bunları inkâr, nankörlük sayılır.