Ayrıca unutulmamalıdır ki, mâzi bu türlü iniş ve çıkışlarla doludur. Biz ne ilk defa inen ve devrilen kimseleriz ne de ilk defa bir çukurdan çıkma mecburiyetinde olan kimseler. Evet, bizden evvel nice milletler hep aynı inişleri, düşüşleri yaşamış ve Allah’ın (celle celâluhu) lütfuyla değişik şekilde çıkışlar yapmışlardır. Hazreti Nuh (aleyhisselâm), ümmeti içinde bin seneye yakın irşat ve tebliğde bulunmuştu. İşte o ümmet öyle bir çukura düşmüştü ki, beş büyük peygamberden (ulü’l-azm) birisi olan Hazreti Nuh, bu kadar yıl sa’y ve gayret etmesine mukabil sefine-i selâmete binerken yanında ancak yetmiş-seksen kadar insan vardı.10 Hatta mevcut Tevrat ve İncil’de Hazreti Nuh’un yanında olan sekiz kişiden bahsedilir.11
Hazreti Âdem’in (aleyhisselâm) irşadıyla başlayan beşerin din hakikatini tanımama devresi, Hazreti Nuh (aleyhisselâm) döneminde son kerteye ulaşmıştı. Âdeta her şey bitip tükenmişken Hazreti Nuh ile yeni bir irşat devri başlamıştı. Hazreti Hud (aleyhisselâm) devrine doğru yeniden bir iniş devri olmuştur. Hazreti Hud, bir kere daha insanları imana çağırmıştır. Hazreti Salih (aleyhisselâm), muasırlarına belli mucizelerle Hakk’ı anlatmış; onlar ise Hazreti Salih’in devesini dillerine dolamış, peygamberden gelen tehdidi görmezden gelmişlerdir. Sonra o da ümmetine çeki düzen vermiş ve yeniden bir kez daha küre-i arza nur serpiştirmiştir.