Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Ben Cennet’e, babam Cehennem’e giderse buna nasıl dayanırım! Mü’minler için bu mevzuda nasıl hassas olursam olayım, babamı belki daha çok düşünürüm. Onun Cehennem’e girmesi, azap çekmesi aklıma geldiği zaman dilgîr olurum.” duygu ve düşüncesiyle yıllarca kendisine babalık görevi yapan Ebû Talib’in üzerinde ısrarla durmuştu ve bu, O’nun için çok önemliydi. Bunu çok iyi anlayan Hazreti Ebû Bekir (radıyallâhu anh), Mekke fethinde babasının elinden tutup biata getirirken çok memnun ve mesrurdu. Babası Ebû Kuhâfe, kelime-i şehadeti getirirken gözü görmeyen 70-80 yaşlarında bir pîr-i fâniydi. Son anlarını yaşarken birilerinin vapuru kaçırmasına rağmen o, vapura binmişti. Ancak Hazreti Ebû Bekir, bir taraftan bu manzara karşısında sevinirken diğer taraftan da hıçkıra hıçkıra ağlamıştı. Allah Resûlü, sadık dostunu bu hâlde görünce, ona, “Niçin ağlıyorsun? Sevinmeli değil misin, baban Müslüman oldu!” demiş, Hazreti Ebû Bekir ise şöyle cevap vermişti: “Ya Resûlallah! Babamın yerinde Ebû Talib’in bulunmasını arzu ederdim. Babam bana ne kadar yakınsa, Sen de Ebû Talib’e o kadar yakındın ve Müslüman olmasını çok arzu ediyordun.”31