İçeriğe geç

İnsan, Allah’ı (celle celâluhu) ihata edemediği için her şeyden bir yol bulup O’nu anlayabildiği ölçüde doğru tanımaya çalışmalıdır. Yüce Allah’ın, başka şeylerle karşılaştırılıp kıyas yapılabilecek ne bir zıddı ne de niddi vardır. Bundan dolayı insan her şeyi olduğu gibi ihata edebilecek bir donanımda olmadığından, verdiği hüküm de her zaman isabetli olmayabilir. İnsanın belli bir idrak dairesi vardır. Esasen o, isabetli hüküm verebileceği daire içinde kalmalı, Sadık u Masduk’un (sallallâhu aleyhi ve sellem) rehberliğinde yürümeli, Mâbud-u Mutlak’ı gizli ve perdeli gibi mülâhazalarla tazim edalı doğru anlamaya çalışmalı ama kat’iyen kendine has o kopuk kopuk kanaatlerle hüküm vermemelidir. Aksine, “Budur!” deyip “Allah’ı ispat ediyorum/edeceğim/ettim denildiği zaman iddiaya girilmiş olacaktır. Fakat bizim ufkumuz açısından şiddet-i zuhur, meseleyi müstetir ve muhtefî hâle getirdiğinden ötürü insan belki mazur sayılabilir. Kopuk kopuk madde parçaları üzerinden bir kısım hükümlere varma ve Allah hakkında irfan kanunları-kaziyeleri çıkarma mevzuunda Allah’a (celle celâluhu) karşı hata irtikâp edilmemiş olur.

237