Allah’a bir zıt ve nidd düşünemeyiz. O’nun misli, zıddı ve niddi yoktur. O’nu bir şeye benzetemeyiz ki, zıddıyla bilelim. Konuyu Hazreti Hakkı’nın sözleriyle noktalayalım:
Evet, Allah’ın eşi-menendi olmadığı gibi zıddı da yoktur. Zıddı olmadığından dolayı da insan O’nu göremez.
Bir de Cenab-ı Hakk’ın bilinme mevkii, kalbdir. İnsan, kalbinde Allah mârifetine ve Allah’la alâkalı irfanına göre bir ölçüde hakka’l-yakîn seviyesinde onu bilir. Kalbî hayatı inkişaf etmemiş bir kimsenin bu meseleyi dimağıyla kavraması çok defa mümkün değildir. O’nun için –zayıf olmasına rağmen– ehlullahın çok kullandığı bir rivayet vardır: Allah buyurur ki: “Ben arz ve semaya sığmadım. Ama mü’min kulumun kalbine sığdım.”180 Bu söz bir hadis değildir ve rivayet açısından tenkit edilmiştir ama mânâsı doğrudur. Hazreti Hakkı bunu tercüme ederken, “Sığmam dedi Hak arz u semaya / Kenzen bilindi dîl (gönül) madeninden.” der. Allah gönüldeki mânâlardan, bir hazine gibi bilinir. O’nun bilgisinin yeri kalbdir; yoksa dimağla bilinmez Allah!
175 Nahl sûresi, 16/60.
176 Bakara sûresi, 2/156.
177 Bediüzzaman, Mesnevî-i Nuriye s. 220 (Şûle).
178 Bkz.: Rum sûresi, 30/22.
179 Bkz.: Kıyamet sûresi, 75/4.
180 Bkz.: el-Gazzâlî, İhyâu ulûmi’d-dîn 3/15; ed-Deylemî, el-Müsned 3/174.