Yaratmanın o kadar parlak ve o kadar şeffaf olan sırlı yönüne indiğimiz zaman, “Yaratıcı kim?” sorusuna cevap hemen ortaya çıkıyor: “Yaratan Allah’tır (celle celâluhu).” Yaratmada ilâhî hikmet çok açıktır. İşte bundan dolayıdır ki, ceninin ana karnında safha safha teşekkül edişini anlatan âyetleri sırasıyla okurken, bütün bunları hikmetle yapan Allah hemen akla geliverir. Bu âyetin hem nüzulü esnasında hem de daha sonraları bunu ifade eden birkaç hâdise olmuştu. Allah Resûlü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem), Mü’minûn Sûresi’ndeki insanın yaratılışını anlatan âyetler187 nâzil oluyordu. Sıra âyetin fezlekesine gelmişti ki, hem ifadenin selâsetinden (akışından) hem de nazarı melekût cihetine tam müteveccih olması sayesinde Hazreti Ömer, âyet henüz hitama ermeden, فَتَبَارَكَ اللّٰهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ“Ahsenü’l-hâlikîn (Mükemmel Yaratıcı) olan Allah ne mübarek ve müteâldir.” deyivermişti.188 Zira, bütün bu işler O’nun müdahalesi olmadan yapılamaz. Bu seyir ve böyle mükemmel yaratma ancak O’na hastır. İşte bu da eşyanın mülk ve melekût yönünün ayrı bir ifadesidir.