Buna mukabil başağın doğuşunun melekût yönüne intikal ettiğimizde, onun da kendini şartlara göre ayarladığını görürüz. Bu ayarlama bir kanundur ki, biz buna sevk-i ilâhî diyoruz. Böyle dış vasatla tohum arasındaki, tecrübeye girmeyen ve mikroskopla dahi doğru tespit edilemeyen hayretengiz münasebetin tesis edilmesine etki eden duruma da “melekût” diyoruz.
Aynı şeyi rahime giden bir sperm için de düşünebiliriz. O, mülk cihetiyle bir asker gibi yumurtaya doğru koşar. Öbür tarafta da onu kabullenmeye hazır, âdeta zifaf odası hâlinde müheyya bir rahim ve içeriye girecek damada izzet ü ikramda bulunacak, hüsn-ü istikbâl gösterecek bir yumurta onu beklemektedir. Ayrıca bu zavallıcığın, kuyruğunu sallaya sallaya yumurtaya gidebilmesi için kaygan bir zemin lazımdır. Bundan dolayı rahat gitsin diye zemin sulanır. Bir de içine girebilmesi için yumurtanın hüsnükabul göstermesi lazımdır. Zira biliyoruz ki, başka zamanlarda, hususiyle yumurta döllendikten sonra gelen ecnebilere karşı kabuk bunu içeriye bildirmekte ve yeni gelenlere de kapı kapanmaktadır. Burada da görüldüğü gibi spermin gelişi, yumurtanın ona göre şekil alışı ve onu içeri aldıktan sonra başkalarına kapıyı kapaması gibi işlemlerin hepsi esrarengiz şeylerdir.