İsterseniz meseleyi biraz daha açalım. İlim, bize bir buğday tanesinin çekirdeğini yarıp başını dışarıya çıkardığı zaman, etrafını teftiş ettiğini ve bu oluş ve doğuşla dış hâdiseler arasında çok sıkı bir münasebetin olduğunu söyler. Tohum, yumurta, tane, hücre… bir doğum yapmak için sancılanır. İşte bu doğum sancısıyla tohum, başını ihsaslar âlemine çıkarır ki, bu dış âlemle tohum arasında çok sıkı bir münasebetin hükümfermâ olduğu açıkça görülmektedir. Zira filiz başını çıkarınca dış âleme göre vaziyet alır. Şayet ilk plânda havası, nemi vb. şartlarıyla ortam iki başak çıkarmaya müsaitse o tohumdan iki başağa yürür. Şayet ortam iki başak çıkmasına müsait değilse, yani toprak iki başağı besleyemeyecekse, havalar iki başak için nâmüsaitse tohum, çürümemek ve ikisini de yok etmemek için âdeta, مَا لَا يُدْرَكُ كُلُّهُ لَا يُتْرَكُ كُلُّهُ “Tamamı elde edilmeyen şeyin tamamı terk edilmez.”186 fehvasınca bir tane başak çıkarır. Bu suretle kökten tek bir sap çıkar ve büyür. Hava aynı durumda devam ederse, kök, o tek başağa dâyelik yapar. Şayet birden bire havalar güzelleşirse bu defa da o temeldeki doğum yukarıya şifreler göndermek suretiyle “Başağı çoğalt!” komutu verir. Böylece tek sap üzerinde bazen iki, bazen de üç başak oluşur. Çünkü ortam buna müsaittir. Ayrıca bazen vasatın durumuna göre iki tane başakta yedi-sekiz tane arpa veya buğday oluşur. Görüldüğü gibi dış ortamla bu doğuş, diriliş ve oluş arasında çok sıkı bir münasebet vardır ve bütün bunlar mülk yönüyle alâkalı hususlardır.