Ne var ki, buradaki meselenin, daha ziyade Zât-ı Ulûhiyet’e ait yönüyle ele alınması lazımdır. Evet, nasıl ki inkâra sebep olan pek çok husus vardır, öyle de bazen şiddetli muhabbet de inkâra sebep olabilir. Mesela siz, bir şeye karşı fevkalâde muhabbet gösteriyorsunuz; bu şey, bir şahıs olduğu zaman, çok defa o muhabbete liyakati olmadığından –ki liyakati olmadığını yer yer gösteriyor– ondan beklediğiniz vefa ve dostluğu bulamıyor, dahası onda, dosta yaraşmayacak vefasız insan tavırlarını görüyorsunuz. Ona, bir taraftan yürekten dostluk ve vefa gibi en ulvî hislerinizle yöneliyorsunuz, diğer taraftan da o size karşı gayet hissiz, soğuk, –bağışlayın– mahkeme duvarı gibi bakıyor. Bu durum karşısında sizin içinizdeki o alâka birden bire inkâra dönüşüyor ve “Böyle vefasız bir insana muhabbet edeceğime gider taşa-toprağa muhabbet ederim daha iyidir.” diyorsunuz.