Mü’min mantığı, kendi kendine nasıl olsa öleceksin; bu gözü dönmüş insanlar seni yaşatmayacaklar. Öyleyse öteye giderken ucuza gitmemelisin.. evet işte hepsi bu kadar. Rabbi adına, davası adına son demde bile bir şeyler yaparak Allah’a mülâki olma mantığı. Hâdise bu açıdan değerlendirildiğinde, şehitlik arzu ve isteği bile –o, zatında çok büyük bir pâye ve mertebe olmasına rağmen– böylesine mefkûrevî yaşama yanında çok sönük kalır. Yani insan, şehitliğin ötesinde milletine, ülkesine, dinine hatta uhrevî derinliği adına daha neler yapabilir, neler kazandırabilir.. bunları kazanmanın yolu nedir?.. gibi hususları düşünmelidir. İşte bu mülâhaza –öyle zannediyorum ki– şehitliğin de önüne geçer. Evet o çocuk, dağdan atıldığında veya denizde boğulduğunda şehit olacaktı; olacaktı ama bire bir bir şey kazanacak ve sadece kendi uhrevî hayatını mamur edecekti. Ama diğer türlü yani milletin gözü önünde bahsettiğimiz şekliyle şehit olunca yüzlerce insanın imana gelmesine vesile oluyordu.
O hâlde insan, bahusus Müslüman kendi kadrini bilmeli ve pahalı; pahalı olduğu kadar kıymetli bir varlık olduğunu idrak etmelidir. Bu kâinatın, baştan başa kendisi için yaratıldığını, içindeki her şeyin onun etrafında emirber neferler gibi döndüğünü bilmeli ve buradan göçüp giderken de ucuza gitmemelidir. Ben giderim ama arkamdan da bu dünya, mutlaka yaratılış gayesine uygun bir çizgiye gelmeli, ölüm Cennet bahçelerinin kapılarını açan bir sırlı anahtara dönüşmeli ve küçük bir ışık sönerken onun yerinde yüzlerce, binlerce yıldız patlaması olmalıdır.