2. Kâfir ve mü’min ocakları veya ışık kaynakları beraber olursa, birini diğerinden ayırt etmek çok zordur. Hâlbuki mü’minin ocağı ayrı, kâfirin ocağı da ayrı olmalıdır ki, talipler şaşırtılmasın.
3. Ki bu çok daha önemlidir. Mülhit ile mü’min kendi orijinlerini koruyamayıp hoşgörü ve birbirlerini kabulün ötesinde, dinî, millî, ahlâkî, harsî ihtilat içinde olurlarsa, aralarında bulunması gereken metafizik gerilimi kaybederler. Bu hâl ise, zamanla her ikisini de çürütür. Daha çok da kendi dünyasını, tarihî müktesebatı üzerinde inşa edip götürmek isteyeni.
Ayrıca miras hukuku açısından “ihtilaf-ı milleteyn” esasına binaen mü’min-kâfir arasında miras cereyan etmez. Bunu fukahâ diliyle ifade edecek olursak; ihtilaf-ı dâr ve ihtilaf-ı din verâsete mânidir. İnsanî sevgi, alâka ve kucaklamanın yanında eğer çizgiler tam korunamaz, ölçüsüz ihtilatlara girilir ve bir kısım hukukî disiplinler gözardı edilirse, ıslah ümit ettiğimiz iş ve davranışlarda fitneye, fesada sebebiyet vermiş oluruz. Oysaki en büyük fitne ve fesat da, iyilik mülâhazası ve ıslah düşüncesiyle irtikâp edilen fitne ve fesattır. Zira, iyilik niyetiyle yapılan kötülükler sürekliliğe namzettirler.. ve şuursuz kitleler bir kere o işin içine sürüklendikten sonra geriye dönmeleri de çok zordur.