Öyle ise hak yolundaki mücahit ve muharipler, şartlar nasıl olursa olsun bir taraftan azm ü ikdam içinde olmalılar, diğer taraftan da hep Allah’a yönelip O’nu anmalı, kalbinin bütün safvetiyle en güçlü olduğu zamanlarda bile kendi havl ve kuvvetinden teberri ederek O’nu yâd edip O’nun havl ve kuvvetine sığınmalıdır. Ve اَللّٰهُمَّ تَبَرَّأْنَا مِنْ حَوْلِنَا وَقُوَّتِنَا وَالْتَجَأْنَا إِلٰى حَوْلِكَ وَقُوَّتِكَ2 duası mü’minin ağzından düşmemelidir.
“Kâfir olanların da bir kısmı, bir kısmının yardımcılarıdır. Eğer siz onu (Allah’ın istediği şekilde olmayı ve böyle olmanın size yüklediği sorumluluğu) yerine getirmezseniz yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur.”
(Enfâl sûresi, 8/73)
Bundan bir önceki âyet-i kerime,3 muhacir ve ensarın akraba olmadıkları hâlde birbirlerine mirasçı olmalarını hükme bağlar. Onun arkasından gelen ve şimdi mealini verdiğimiz âyette ise, Müslüman ile kâfirin birbirlerine mirasçı olamayacağı, kâfirlerin ancak kendi aralarında birbirlerine mirasçı olabilecekleri anlatılır. Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu âyetin tefsiriyle alâkalı beyan buyurdukları bir hadis vardır ki, cidden şayan-ı dikkattir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyururlar ki: “Müşriklerin ortasında oturup duran her Müslümandan ben uzağım. Onların ateşleri ışık vermiyor.”4 Yani inançlarına rağmen tutuşturdukları ateş aydınlık olarak hissedilmiyor ve iki ayrı dünya birbirinden fark edilmiyor. Şöyle değerlendirebiliriz:
1. Çölde ateşin, iz bulmak, yer belli etmek vs. gibi hususlarda çok ehemmiyetli bir yeri vardır. Böyle bir misal, dost-düşman ateşinin tefrik edilememesi açısından değerlendirilebilir.
Dipnotlar
- 2 “Allahım, biz kendi havl ve kuvvetimizden teberri edip, Senin havl ve kuvvetine sığındık.”
- 3 Enfâl sûresi, 8/72.
- 4 Ebû Dâvûd, cihad 95; Tirmizî, siyer 42; Nesâî, kasâme 27.