İçeriğe geç

Bu hâdise yine Bedir Savaşı’nda meydana gelmişti. Bedir’e Müslüman saflarında katılan insanlar, o güne kadar ciddî hiçbir harp görmemişlerdi. Ayrıca Medine’den çıkışta onların niyetlerinin savaş değil de kervanı takip olduğu gözardı edilmemelidir. Şimdi tam bu safhada, eğer Müslümanlar karşı cepheyi az olarak değil de, asıl güç ve kuvvetleriyle görselerdi endişe edip paniğe kapılabilirlerdi. Ne var ki, savaş başlayıp da, artık geri dönülemez bir yola girdiklerinde, Allah mü’minlere onların gerçek durumlarını gösterdi; ta ki Allah’a tevekkül edip O’nun inayetine sığınsınlar. Eğer bu az görme işi devam etseydi, ashab, düşmanlarının üzerine elini-kolunu sallaya sallaya giderdi. Zira genellikle insan, rahat ve rehavet anında bazen inayet ve ikramı unutabilir.

Burada ayrı bir hususa daha temas etmek yararlı olacak: Bedir’de yardım için gönderilen melekler, bizatihi insanlar gibi harp etmedi, kılıç kullanmadı ve kâfir öldürmediler. Onlar sadece, karşı cephenin moralini bozmak, mü’minlerin de kuvve-i mâneviyelerini takviye etmek için gelmişlerdi. Eğer, melekler de savaşın içine katılsalardı, esbap perdesi aralanır, insanlar gazi unvanını alamaz ve artık herkes bir inayet beklentisi içine girerdi. İnayetler ise, bu imtihan dünyasında daha çok perdeli olarak gelmektedir.

137