İçeriğe geç

Evet, Allah’ın başta müşrikleri az göstermesi, henüz harp psikolojisinin kızıştırmadığı ruhlarda yılgınlık hâsıl olmaması, gözlerin korkmaması ve tam bir metafizik gerilimin gerçekleşmesi için ilk inayet ve ilk rahmetti. Karşı tarafın, Müslümanları az görmesi de o rahmet ve inayetin ayrı bir dalga boyuydu.. ve ancak böyle olduğu takdirde ashabın istihdamıyla murad-ı ilâhî tahakkuk edecekti. Sonra herkes herkesi gerçek kemmî ve keyfî buudlarıyla görmüştü ama ilâhî kaza süreci de başlamış.. mü’minler kendilerini kavganın göbeğinde bulmuş; ilâhî teyit ve iyi bir harp stratejisiyle kaderlerinin ikbaline koşarken, mülhit ve mütecavizler de teyitsiz, desteksiz birer enkaz yığını hâlinde dökülüp gitmenin en acısını yaşıyor ve idbarlarının ümitsiz mırıltılarıyla akıbetlerinin çukurlarına yuvarlanıyorlardı.

يَۤا أَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُۤوا إِذَا لَق۪يتُمْ فِئَةً فَاثْبُتُوا وَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَث۪يرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

“Ey iman edenler! Herhangi bir muharip topluluk ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah’ı çok çok anın ki başarıya erişesiniz.”

(Enfâl sûresi, 8/45)

Evvelâ, buradaki “Allah’ı zikir” kaydından şunlar anlaşılabilir:

1. Normal gündelik hayatta, hususiyle de düşmanla mücadele anında kalben hiç gafletin olmaması vurgulanmaktadır ki, kalben gaflet içine giren herkese bu husus sık sık hatırlatılmalı ve uğrunda mücahede ettiği Rabbini hem kalben hem lisanen anması sağlanarak, insanların ölüp öldürüldükleri yerler bile birer kudsî mâbed hâline getirilmelidir.

138