İçeriğe geç

Hz. Yunus (aleyhisselâm) ile ilgili bu âyette önce şunun belirtilmesi lâzım. Değişik rivayetlere göre o, kavminin kendisine inanmaması sonucu, geçmiş kavimleri helâk eden bir kısım belâ emareleri zuhur edince, bulunduğu beldeden, Allah’tan açık bir emir almadan ayrılması, Hz. Yunus’a (aleyhisselâm) göre, yani mukarrabîne göre bir kayma ve sürçme sayılacağından o kaderî bir plânla denize atılır ve bir balık tarafından yutulur. İşte sebeplerin büsbütün devre dışı kaldığı bu esnada o, bir Nebi idrakiyle Hz. Müsebbibü’l-Esbâb’ı duyar, O’na yönelir ve yakarışa geçer. Onun orada yaptığı yakarışı Kur’ân bize şöyle anlatıyor: فَنَادٰى فِي الظُّلُمَاتِ“Karanlıklar içinde niyaz etti.” Ve لَۤا إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ“Senden başka mâbud-u bi’l-hak ve maksud-u bi’l-istihkak yoktur.”سُبْحَانَكَ۠ (fiili mahzuf masdar) “Seni tesbih ü takdis ederim.” Zira Senin ne zâtında ne de icraatında eşin, benzerin, ortağın yoktur. Olacak her şey Senin dilemenle olur, olmamasını dilediğin şeyler de olmaz. Yani benim denize atılmam Senin dilemenle olmuştur. Kurtulmam da yine ancak Senin meşîetinle olacaktır. إِنّ۪ي كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَ –burada da bir itiraf ve o itirafın içinde de bir tevbe var– “Şüphesiz ki ben (nefsine) zulmedenlerden oldum.”

Aslında her peygamber yaptığı “zelle” karşılığında, durumuna muvafık bir şekilde tevbe etmiştir. Meselâ, Hz. Âdem

قَالَا رَبَّنَا ظَلَمْنَۤا أَنْفُسَنَا وَإِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ
219