İçeriğe geç

“(Kâfirler ile mü’minler) arasında gidip-gelmekte, ne tam onlardan olabilmekte ne de bunlardan.”2 Yani zıp zıp orada, zıp zıp burada dolaşıp durmakta ve göz nurlarıyla beraber şuur ve idrak ziyasını kaybetmenin mahrumiyetini sergilemekteler. Ayrıca onlar, hayatı hep dünya yörüngeli yaşadıklarından hep günlerini gün etme sevdasındadırlar. İman veya küfür onlar için pek fark etmez; hayat standartları nerede yüksek, nerede daha rahat ve rehavet içinde olabileceklerse, hemen orayı tercih ederler. Onun için, gerekli görünce mescide bile gelebilir, namaz kılabilirler ama; وَإِذَا قَامُۤوا إِلَى الصَّلٰوةِ قَامُوا كُسَالٰىۙ يُرَۤاؤُۧنَ النَّاسَ وَلَا يَذْكُرُونَ اللّٰهَ إِلَّا قَل۪يلًا“Onlar namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar; sırf insanlara gösteriş yaparlar, yoksa aslında Allah’ı pek az hatırlarlar.”3 fehvâsınca, namazlarını tembel tembel ve gösteriş mülâhazasıyla kılarlar. Demek ki onlar bir mânâda İslâmî çizgide hayatlarını sürdürüyorlar; sürdürüyorlar ve Hz. Peygamber’in arkasında yerlerini alıyorlar ama gözleri bakar-kör, vicdanları karanlık, düşünceleri imansız ve hiç de samimî değiller. Öyleyse onların en büyük tali’sizlikleri samimiyetsizliklerinde. İşte böylesi insanlar için Kur’ân, fezleke olarak لَا يَرْجِعُونَ “Onlar hak ve hakikat çizgisine ve hilkatlerindeki safvete dönemezler.” diyor. Zaten Münâfikûn sûresinde de âyetlerin fezlekeleri ya لَا يَعْلَمُونَ “Bilmezler.” veya لَا يَفْقَهُونَ “Anlamazlar.” şeklinde verilmektedir. Bunlarla alâkalı لَا يَعْقِلُونَ، لَا يَتَفَكَّرُونَ “Akıl etmezler, düşünmezler.” denmez; zira bu vasıflar inançsızlara ait vasıflardır.

وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُۘ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقًا قَالُوا هٰذَا الَّذ۪ي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَأُتُوا بِه۪ مُتَشَابِهًاۘ وَلَهُمْ ف۪يهَۤا أَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَهُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ
21