Onun için yukarıda belirttiğimiz gibi sekîne, bilinen bu özelliklerinden dolayı öteden beri dualarda istenen bir husus olmuştur. Nitekim Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), Hendek öncesi çukurları kazarken, sahabe-i kiramla beraber, hep bir ağızdan فَأَنْزِلَنْ سَك۪ينَةً عَلَيْنَا“Sekîne indir bizim üzerimize.” demişti.43
Yalnız; sekîne her kişi veya her kavme aynı şekilde tecellî etmeyebilir. Allah’ın lütfu, mevhibesi diye de nitelendirdiğimiz sekînenin inişinde, fertlerin veya cemiyetlerin durumu hep söz konusu olagelmiştir. Meselâ; Bedir’de sekîne, meleklerin harp meydanında, onların çelik çavak hareketleri ile temsil edilmiştir; Üseyd b. Hudayr’a, hâlisâne Kur’ân okurken gelen sekîne, buğumsu bir bulut şeklinde tecellî etmiştir.44 Hicret esnasında, Sevr mağarasında Hz. Ebû Bekir’in Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) adına tüm çırpınmalarına rağmen, Allah’a tevekkül ve itimadını koruyan Efendimiz’de o, kalbte doymuşluk ve itminan şeklinde tecellî etmiştir. Yine hicrette kinle bilenen kılıçlara hedef olacağını bile bile Efendimiz’in yatağına yatan Hz. Ali’de itminan ve güven şeklinde belirmiştir.
Dipnotlar
- 43 Buhârî, meğâzî 29; Müslim, cihad 123-125.
- 44 Buhârî, fezâilü’l-Kur’ân 16; Müslim, müsafirîn 242.