Kur’ân’da ve hadis-i şeriflerde adı zikredilmediği için ismini tam bilemediğimiz Firavun, tarih kitaplarında Amenophis, Râ (İbnü’ş-şems), Ramses ve Mineftah gibi adlarla anılmaktadır. Bunlardan hangisinin ya da hangilerinin Hazreti Musa’ya muasır olduğu mevzuunda da ihtilâflar vardır. Fakat, önemli olan isim değil, Kur’ân-ı Kerim’de ortaya konan Firavun tipi ve karakteridir; çünkü, Firavun’un anlatıldığı âyetlerle Firavunî şahıs ya da toplumların temel özellikleri nazara verilmektedir.
Firavun, ilâhlık ve rablık iddiasında bulunan ve yeryüzünde kendisinden başka itaat edilecek bir güç tanımayan bir tirandır. Diğer bir yönüyle de o, hâdiseleri hep sebeplere bağlayan bir esbapperesttir. Bu açıdan da, onun dalgalar arasında debelenirken fevkalâdeden bir kurtuluş beklemesi mümkün değildir. Dolayısıyla, onun o andaki hâli, kendisinden başka güçlü tanımayan ve sebepleri alt üst edebilecek ilâhî kudreti kabul etmeyen bir mütekebbirin muhakkak gördüğü ölüm karşısında müthiş bir korku ve helecanla çırpınması şeklindeki tam bir hâlet-i yeistir. Firavun, boğulmak üzere olduğu işte o anda çaresizlik içinde “İman ettim; İsrailoğulları’nın inandığı İlâh’tan başka tanrıyokmuş. Ben de Müslümanlardanım!”8 demiştir.
Daha önce Allah’a hep karşı gelmiş, isyan etmiş ve bozgunculuk yapmış olan Firavun, hiçbir kaçış ve kurtuluş ihtimalinin kalmadığı o vaziyette “iman ettim” deyince ona “Şimdi mi? Hâlbuki bundan önce isyan etmiştin, bozgunculardan olmuştun!”9 denilmiştir. Evet, Firavun’un imanı kabul edilmemiştir; zira o, iman iddiasında bulunduğu esnada hâlet-i yeis içinde kıvranmaktadır.
Dipnotlar
- 8 Yûnus sûresi, 10/90.
- 9 Yûnus sûresi, 10/91.