İçeriğe geç

Diğer taraftan, hâlet-i yeis açısından, bir inançsızın iman etmesi ile bir mü’minin tevbesini birbirinden ayırmak ve farklı şekilde değerlendirmek gerekmektedir. İslâm âlimleri ye’s ve be’s hâlinde iman etmenin geçersiz olduğu hususunda ittifak etmişlerdir; fakat, o durumdaki bir fâsık mü’minin tevbesinin makbul olup olmadığı konusunda değişik görüşler ileri sürmüşlerdir. Genel kanaat, günahkar bir mü’minin tevbesinin ye’s hâlinde bile makbul olduğu yönündedir.

Evet, ümit ve recâm odur ki, bir mü’min, o dakikaya kadar günah işlemiş olsa da, ölüm döşeğinde ve ahirete ait tabloları görmenin ürpertisini yaşadığı bir anda bile tevbe etse Rahman ü Rahim onun tevbesini kabul buyurur. Çünkü, o tevbenin bir arka plânı ve bir nokta-yı istinadı vardır. O insan, daha önceden iman etmiştir, belli ölçüde salih amel de yapmıştır; nihayet günahları kalmıştır sırtında, hatta bunlar altından kalkılması çok zor ağırlıkta da olabilir. “Allah’ın meşîetine kalmış; dilerse affeder, dilerse de azap eder.” hakikati mahfuz, iman sermayesine sahip böyle birisi o esnada Cenâb-ı Hakk’a tevbe ederse, o iman iksiri hürmetine Mevlâ-yı Müteâl onu bağışlayabilir. İmana o kadar teveccüh-ü ilâhî olması ve iman çekirdeğinin o denli semere vermesi de gayet normaldir. İman etmiş ama salih amel yapamamış, hatta günahlara girip çıkmış ve belli ölçüde kirlenmiş bir mü’minin tevbesinin son anda da olsa kabul edilmesine ve onun da mağfiretten mahrum bırakılmamasına “imanın kerameti” diyebilirsiniz. Bunu, Allah ile azıcık bir münasebetin ilâhî ikrama vesile kılınması; küçücük bir aralıktan da olsa kulun teveccüh ve nazarına, Cenâb-ı Hakk’ın en kritik bir anda hususî teveccüh ve nazarla mukabelede bulunması sayabilirsiniz.

228