Allah’ın rızasına gelince, o, bilasale hırs gösterilecek bir mevzudur. Zaten اَللّٰهُمَّ عَفْوَكَ وَعَافِيـَتَكَ وَرِضَاكَ وَتَوَجُّهَكَ وَنَفَحَاتِكَ وَأُنْسَكَ وَقُرْبَكَ وَمَحَبَّـتَـكَ وَمَعِيَّـتَكَ وَحِفْظَكَ وَحِرْزَكَ وَكِلَائَـتَكَ وَنُصْرَتَكَ وَوِقَايَتَكَ وَحِمَايَتَكَ وَعِنَايَتَكَ “Allah’ım! Senden, Senin yüce affını, afiyet vermeni, hoşnutluğunu, teveccühünü, ilâhî nefhalarını, dostluğunu, yakınlığını, yüce şanına yaraşır şekildeki muhabbetini, maiyyetini, hıfz u sıyanetini, koruyup kollamanı, yardımınla zaferler nasip etmeni, himaye edip gözetmeni… istiyorum!” duasında yer aldığı gibi, işte bunlar Cenâb-ı Hak’tan şiddetle arzu edilecek taleplerdir. Bunların haricinde talep edilecek hususlar ise gelip geçici şeylerdir. Çünkü onlar, insan hayatıyla mukayyettir. Hayatınız bittiği zaman onlar da biter. Hâlbuki öyle bir güzele dilbeste olmalı ki, hiç bitmesin, sararmasın, solmasın ve sizi terk etmesin. Size olan dostluğu, maşukiyeti ebediyen devam etsin. İşte bu açıdan rıza-yı ilâhî ve maiyyet-i ilâhîde doyma bilmeyen bir hırs göstermelidir.
Hazreti Pîr-i Mugan bir yerde, eğer ‘İmam Rabbânî Ahmed-i Farukî bugün Hindistan’da hayattadır.’ diye ziyaretine bir davet vuku bulsa, bütün zahmetlere ve tehlikelere katlanarak ziyaretine gideceğini ifade eder.10 O hâlde binlerce Faruk-i Serhendîlerle muhat Hazreti Muhammed Mustafa’yı (aleyhissalâtü vesselâm) görmek için biz niye acele etmiyoruz? Bizde bu mevzuda çok ciddî bir iştiyak olmalı. Biz sadece Allah “Gel!” demediği için burada kalmaya katlanıyoruz. Evet, bizim için dünyada yaşama bir katlanmadır. Bu sebeple bizim mülâhazamız şudur: “Ben, bu eracif yığınına katlanıyorum. Beni burada talimgâh için asker yapan, kışlaya sevk eden ve tezkeremi verecek olan da O olduğu için, bana tezkeremi kendi rızasıyla vermeden benim tezkere arzusuna kapılmam, O’nun rızası hilâfına hareket etmem demektir. Bu da O’na karşı bir saygısızlık olur.”
Dipnotlar
- 10 Bkz.: Bediüzzaman, Mesnevî-i Nuriye s.117 (Habbe).