İçeriğe geç

Hayatın değişik yönleri itibarıyla insanın dünya adına bazı talep ve istekleri olabilir. Hususiyle görenek ve tiryakilikle arzu ve isteklerimiz önü alınmaz bir hâle gelebilir. Bunlar öyle büyür, kabarır ve şişerler ki zamanla başa çıkılmaz bir durum arz edebilirler. Meselâ ormanların içinde, şırıl şırıl suların aktığı bir ırmak kenarında başkalarına ait yazlık evleri görürüz; görürüz de bu tablo bizim içimizde bir dürtü olur ve bizde de aynı arzuyu tetikler. Görenek ve tiryakilikle içten içe “keşke benim de böyle bir yazlığım olsaydı” demeye başlarız. Hatta bununla da yetinmez, “benim hayatım önemli olduğu gibi, çocukların hayatı da çok önemli. Bir de onlar için ev edineyim. Arkadan torunlarım gelecek, benim mutlaka onlar için de bir hazırlık yapmam gerekir. Bir villa, bir yalı da onlar için kondurayım” gibi farklı mülâhazalara kapılırız. İşte içinde yaşadığımız çevre, görenek ve tiryakilik bizdeki bu arzuları tetikliyor, bir yönüyle bizi o işin müptelâsı hâline getiriyorsa o zaman meseleyi tesvîfe havale etmeliyiz. Yani mevcutla kanaat edip meseleyi Cenâb-ı Hakk’ın öbür tarafta ihsan edeceği nimetlere bağlamalıyız. Bu kanaatimiz neticesinde inşaallah Allah (celle celâluhu) bize ahirette altından ırmaklar akan yalılar lütfedecektir. Yoksa biz dünyadaki imkânlara teveccüh eder ve onları bütünüyle burada kullanmayı düşünürsek أَذْهَبْتُمْ طَيِّبَاتِكُمْ فِي حَيَاتِكُمُ الدُّنْيَا وَاسْتَمْتَعْتُمْ بِهَا âyetinin tokadına maruz kalırız. Yani ötede bize denir ki; “Bütün zevklerinizi dünya hayatınızda kullanıptükettiniz, onlarla safa sürdünüz. Allah’ın verdiği o güzel vehoş nimetleri israf edip bitirdiniz. Hakkınızı dünyada kullanıp ahirete birşey bırakmadınız.”6

65