İşte kanaat adına ortaya konan bu duygu, düşünce ve mülâhazaları desteklemeye matuf bir kısım argümanlar vardır ki, soruda dile getirilen tesvîf de bu argümanlardan biridir. Arapça bir kelime olan tesvîf, سَوْفَ (sevfe) edatından türemiştir. Muzari fiilin başına gelen س (sin) harfinin yakın geleceğe delâlet etmesine karşılık سَوْفَ (sevfe) uzak geleceğe delâlet eder. Yani muzari fiilin başına gelen سَوْفَ, o fiilin uzak bir gelecekte vuku bulacağını ifade eder. Dolayısıyla tesvîf, bir şeyin hemen olması yönünde hırs gösterme değil, “bugün olmazsa yarın olur, yarın olmazsa öbür gün olur, öbür gün olmazsa daha öbür gün olur” düşüncesiyle hareket etmektir. Başka bir ifadeyle, birer perde olan esbaba riayet etmekle birlikte, meseleyi tamamen esbaba bağlı götürmemek demektir. Çünkü meseleyi esbaba bağladığınız ve ona dilbeste olduğunuz takdirde hırsa girmiş ve dolayısıyla da takdir-i ilâhîye karşı kanaatsizlik sergilemiş olursunuz. Öyle ki, gözünüzü sebeplerin getirisine diker ve ille de olsun diye çırpınır durursunuz. Sonra da bu tatminsizlik ve hırsla, günümüzde çokça görüldüğü üzere, değişik spekülasyonlara girilir, hortumlama yolları araştırılır ve böylece türlü türlü haramlar irtikâp edilmiş olur.