İçeriğe geç

Ancak burada üzerinde durulması istenen kanaat daha ziyade, dünyaya ait işlere çok fazla inhimak etmeme, onları düşünmeme ve böylece zihni onlarla kirletmeme mânâsına bir kanaattir. Tabir-i diğerle kanaatin öbür kutbunda, “Allah bes bâki heves” ya da حَسْبُنَا اللّٰهُ3 deyip Allah ile kanaat etme vardır. Yani Allah bize yettiğine göre, O’nun dışındaki şeyler “olsa ne olur, olmasa ne olur” düşüncesiyle hareket etmektir. Yanlış anlaşılmasın, sebeplere riayet etmek başka bir mesele; onların getirisini çok önemli görmek tamamen başka bir meseledir. Zira Cenâb-ı Hak, hikmetinin iktizasına göre bazen verir, bazen de vermez. İşte bir insanın her iki durumdan da hoşnut olması bir kanaat ifadesidir.

Zât-ı Ulûhiyet’le kanaat etmenin yanında bizim gaye ölçüsünde birer vesile olarak gördüğümüz Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ın (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) nübüvvetine ve İslâm dinine kanaat etme de çok önemlidir. Bildiğiniz üzere bizim sabah akşam okuduğumuz dualarımızdan birisi de; رَضِينَا بِاللّٰهِ رَبًّا وَبِالْإِسْلَامِ دِينًـــــا وَبِمُحَمَّدٍ رَسُـــولًا“Rabolarak Allah’tan, din olarak İslâm’dan, peygamber olarak daHazreti Muhammed’den (aleyhissalâtü vesselâm) razı olduk.”4 duasıdır.

Tesvîf

62