İçeriğe geç

Âyet-i kerimede “…zikrederler” sözünden sonra yine “tefekkür ederler” denmektedir. Görüldüğü gibi tefekkürle başlanmış, zikre geçilmiştir. Daha sonra zikir, tefekkür adına yeni ufuklar açmış ve bu defa da zikirle açılan o ufka göre düşünceler hâsıl olmuştur. Âyetteki zikir ve fikir kelimeleri mastar ya da mazi olarak değil, muzari fiil kipinde kullanılmıştır. Muzari, geniş zaman kipidir. Öyleyse onlar, dün düşündüler, bugün hâlâ düşünüp tefekkür ediyorlar ve yarın da ayrı bir tefekkür deryasına yelken açacaklar… Onlar, hayatlarını sürekli zikir-fikir arası seyahatlerle mânâlandırırlar. Devamlı okur, peşi peşine yeni yorumlar ortaya korlar; yeni yorum ve okumalar onlara yeni ufuklar açar; o yeni ufuklara göre de daha farklı şeyler düşünürler. Ve hayatlarını hep böyle düşünce ve zikir arası bir dantela gibi örerler.

Âyette daha sonra, “Ey Rabbimiz! Sen bunları gayesiz, boşuna yaratmadın.” denmekte ve düşünceye son nokta konmaktadır. Evet, o kadar düşünüp öyle zikreden bir insan, kâinattaki hiçbir şeyi bâtıl, abes ve değersiz görmez; her şeyde bir hikmet tecellîsi müşâhede eder.

Soru: Efendim, biraz önce tefekkürün zikirle buud kazanması ve derinleşmesini anlatırken zannediyorum o âyet aklınızda değildi. Fakat aynen Kur’ân’daki sisteme göre değerlendirme yaptınız. Bu melekeyi kazanmak için Kur’ân’la çok meşgul olmak mı gerekiyor?

257