İçeriğe geç
9. Bölüm

Kalbî Ve Ruhî Hayat

Tevazu

İnsan kendini “sifir” kabul etmeli; “sıfır” bile değil, Arapçadaki hâliyle “sifir” bilmeli. Çünkü “ı”larda kendini hissettiren bir sertlik vardır. Samimi mü’min, o kadarcık dahi olsa, nefsini nazara vermemeli.

Kendinde bir şey vehmeden kaybetmiştir. İkram ve imtihan-ı ilâhî olarak bazı şeyler kendisine gösterilse veya güzel rüyalar görse, bunu dahi anlatıp kendine pay çıkaran hasta ruhlar vardır. Bu çok tehlikeli bir yoldur. Daha tehlikelisi de “Aczimize binâen Allah zaman zaman lütfediyor böyle!” denmesi ve bu şekilde tevazu paketine sarılmış enaniyet ve riyakârlığa meyledilmesidir. Bir adam uçsa, gitse ağacın tepesine konsa, sonra da bunu sağda solda anlatsa, biliriz ki bu adam boştur. Ben nezaketim icabı böyle diyorum, yoksa o adam bomboştur. Çünkü Hak dostları, Cenâb-ı Hakk’ın sırlarını ifşa etmez. Bu türlü lütuflar, ulûhiyete ait sırlardır; ifşa edilmez. Allah da (celle celâluhu) zaten sırrını açığa vuran kimselere onları daha fazla bildirmez. Bir kısım lütuflar ve o sırlar imtihan vesilesidir; tehlikeli ve ses çıkarılmaması gereken bir yerde cepteki bozuk paralar gibidir, hissettirilmemesi gerekir. Bozuk paraları şıkırdatırsan avcılar seni duyar, bu avcılar yaman olur, endişe et ki seni vurur.

Allah’ın has kulları kendisini bir şey kabul etmez. Kutup, önünü hep sisli dumanlı görür. Ufku açık değildir. Herkes onu ulaşılmaz zirvelerde müşâhede eder; ama o kendisinin çukurlar içinde olduğunu zanneder.

Ayakların hep yere bassın ki, düştüğün zaman canın yanmasın; bir tarafın kırılmasın. Kendi vehimlerinle oluşturduğun dünyada bulunduğunu zannettiğin yüksek yerlerden düşersen, düştüğün yer en derin çukurlar olur ve hiçbir yerin sağlam kalmaz. Dikkat et, makamın, olduğunu zannettiğin yer değilse, düşmen de kaçınılmazdır.

Emniyet

199