İçeriğe geç

İnsanın kalbinde öyle kendini harap edecek kadar bir incelik yoksa, içinde bulunduğu mânevî hava itibarıyla gerçekten boğazı sıkılır gibi olmamışsa, “Allah” dendiği zaman hâlinde bir değişiklik olmuyor, aynı kararında devam ediyorsa çok iyi bir kul hâli sergilemek onun hakkı değildir. O, o seviyenin insanı değildir ki halkın içinde “Allah!” diye seslensin. Onu iradesiyle ve düşünerek söylediyse, mâni olabileceği hâlde olmayıp söylediyse, riya ve süm’a yaptı demektir.

Bu, temelde ibadetin içinde olmayan bir şeyi ibadete karıştırma demektir. Onun için Allah Resûlü riya hakkında “debîbü’n-neml” buyuruyor.20 Yani, karanlık bir zeminde bir karıncanın yürürken bıraktığı izler gibi bir şeydir riya. Farkına varamazsınız, ibadetinizin içine girer de fark edemezsiniz.

Kenz-i Mahfî

Hakikatü’l-hakâik’i (Hakikatlerin Hakikati) İnsan Bilip, Duyabilir mi?

İnsanın duyması, bilmesi, görmesi gerekli olan birçok şey var. Ama onların en önemlisi hiç şüphesiz hakikat ve hakikatü’l-hakâiktir. İster hakikat ve hakikatü’l-hakâik isterse bunun aşağısındaki şeylerin, insan tarafından duyulması, bilinmesi, hissedilmesi ve keşfedilmesi mümkündür; ama buna mâni birçok sebep vardır. Bir başka tabirle insan potansiyel olarak bunları duyacak mahiyette yaratılmıştır; fakat mahiyetinde var olan zıt şeyler buna engel olabilir. Meselâ, insanın içte ve dışta şeytan ve şeytanî düşüncenin temsilcileri ile kavgası veya nefis-kalb zıtlaşması. Daha genel anlamda vicdan ve nefis mekanizmaları içinde yer alan zıt duyguların birbiri ile çatışması. Ancak Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) hakikate ulaşmaya mâni bu türlü engelleri aşmıştır. O kendisi adına “Benim nefsim bana teslim oldu.”21derken kalbinin zaferini söylüyor ve bizlere nefsinin pes ettiğini hatırlatıyor; ama herkesin buna mazhar olması o kadar kolay değil.

228