Cevap: O da, bir his, bir ihsas, bir hâl ve bir zevk meselesidir. İşaretçilerin tamamen silinip gitmesi, belli bir noktaya hastır; bir bakıma vicdanî bir şuhûda ermeyle alâkalıdır. İmam-ı Rabbânî’nin şuhûd anlayışını değil; kalbî, hissî ve ruhî şuhûda erme gibi bir hâli kastediyorum. İnsan öyle bir hâli yaşarken kendi gözüyle görüyormuş gibi olur ve artık kendi gözüyle, kalbinin gözüyle gördüğü bir şeyde şahit araması doğru değildir, en azından saygısızlıktır. Orası شَهِدَ اللّٰهُ35 makamıdır. وَالْمَلَۤائِكَةُ وَأُۨولُو الْعِلْمِ36 makamının önü olan شَهِدَ اللّٰهُ makamı. Dolayısıyla orada Hz. Meşhud’a saygısızlık olur.
Tevhid-i Sükûtî
Soru: Tevhid-i Sükûtî bundan sonra mı geliyor?
Cevap: Bahsettiğim bu durum, Hazreti Vacibü’l-Vücûd’un zâtına tahsis buyurduğu tevhiddir; o, evvelâ enbiyâ, sonra da asfiyâya mahsus bir mazhariyettir. “Allah’tan başka ilâh bulunmadığına şahit bizzat Allah’tır.”37 âyeti gibi âyetlerle ifade buyrulan “tevhid-i tâmm”ı Cenâb-ı Hak, erbâbının dupduru gönüllerine ifâza eder ve onlara gönül dilleriyle bunu seslendirme imkânını bahşedip hususî bir tevhidle şereflendirir; şereflendirip o engin ihsanlarını, onların aczlerinin çehresinde daha bir derinleştirir; sonra da bu incelerden ince hususu, “Seni hakkıyla bilemedik ey Mâruf!” gibi sözlerle bir mârifet mülâhazası, bir ibadet şuuru, bir acz u fakr tavrı, bir şevk u şükür iştiyakıyla ifade ettirir; işte bu çok büyük bir mazhariyet ve hususî bir mevhibedir.
Dipnotlar
- 35 Âl-i İmrân sûresi, 3/18.
- 36 Âl-i İmrân sûresi, 3/18.
- 37 Âl-i İmrân sûresi, 3/18.