İçeriğe geç

Yukarıda saydığımız menfî hususlara bir de taklit ruhunu ekleyebiliriz. Yani atalarından aldığı şeyi hayatına geçirme ve yaşama meselesi. Atalarından körü körüne tevarüs ettiği şeyler kötüyse, insanı bütün bütün dalalete sürükler. Saydığımız bu menfî vasıflar varsa bir insanda, nefis bunları birer tezgâh gibi kullanır. Daha önce de işaret ettiğimiz gibi, vicdan mekanizması yenik düşmüş, nefis mekanizması öne çıkmıştır çünkü. Meydan ona kalmıştır ve şeytan, vicdanı kapanmış, enginliklere açılamamış bu insan üzerinde tasarrufta bulunur.

Aslında şeytanı helâk eden de budur. Allah’a karşı haddini bilmemiş, küstahlık yapmıştır. Bakış zaviyesini ayarlayamamıştır o da. “Âdem topraktan, ben ateşten… Ateş, toprak önünde eğilmez.” demiş, demiş ve baş aşağı devrilip gitmiş.

Kalbin Zümrüt Tepeleri’nde Kısa Bir Seyahat

Kalbin Zümrüt Tepeleri kalb ve ruhun hayat seviyesine çıkmak için bir ufuk ve bir hedef göstermektedir. Sadece biz Müslümanların dükkânında bulunan kıymetli mücevherleri sergilemekte; kalp (sahte, taklit) akçe ile kalb servetini birbirinden ayırmakta; yanlış teviller, hatalı anlayışlar ve çarpık yorumlarla yaralanan pek çok tasavvufî gerçeğin asıllarını ve sıhhatli hallerini ortaya koymaktadır.

Okuyanın gönlünde o ulvî hakikatlere karşı merak uyarmakta, hiç olmazsa onları kendi seviyesinde ve ıstılahlar çerçevesinde anlama gayretine teşvik etmektedir. Diğer taraftan da, onları anlama ve daha sonra hayatın vazgeçilmez bir yanı hâline getirme adına bazı temel esaslar vermektedir. Evrâd ü ezkâr, kâmilen eda edilen namaz ve derin bir tefekkür gibi, zümrüt tepelere tırmanırken mutlaka lazım olan vasıtalara dikkat çekmektedir.

Hâsılı, Kalbin Zümrüt Tepeleri, maddeperestlik ve cismaniyetin dar kalıplarından sıyrılıp kalb ve ruh ufkuna yürüme, mânevî ve madde ötesi âlemlerin engin atmosferine açılan kapıyı aralama yolları öğretmektedir.

238