İçeriğe geç

Meselâ, birisi vardır, “Şu âna kadar ‘Vatana millete hizmet…’ dedim, koşturdum; çok sıkıntı çektim; acaba bıraksam…” düşüncesi aklına gelse ve yel gibi geçse, bunu telaffuz etmek bir yana hayalinden bile geçirse onun için ciddî bir sukuttur. Tavrını buna göre ayarlaması lazım. Ama birisi de var ki kapıda, koridorda dolaşıyor. “Vatan uğrunda çalışmak, millete faydalı olmak için koşturmak, kendisi için değil insanlar için yaşamak” sözlerinin mânâsını bile anlamaz; dolayısıyla bu türlü düşüncelerden sorumlu olmaz. Mazhariyetin ölçüsünde kapının önünde değilsin, koridorda değilsin, salonda değilsin; harem odasındasın, yatağın ucundasın. Sultan sana muamele yaparken ona göre yapar. “Kurbu sultan âteş-i sûzan buved.” (Sultana yakınlık yakıcı bir ateştir.) Akla şu da gelebilir: “Rabbimle ileri seviyede bir münasebet tehlikeli. Kendimi öyle geri seviyede bir münasebete ayarlayayım.” Bu, insanın elinde değildir. Kalb mârifetle besleniyorsa, okuyor düşünüyorsa, ilim ve irfan ufkunu artırıyorsa, derinleşiyorsa, Rabbini çok iyi biliyorsa, bu onun elinde değildir. Bu durumda birisinin öyle inmesine çıkmasına müsaade etmezler.

Hâsılı, Muhâsibî’nin kitabından mülhem şöyle diyebiliriz: “Er-Riâye li hukûkillah alâ seviyeti’n-nâs.” Yani, Allah’ın haklarına riayet, insanların seviyelerine göredir.

Rummân Arzusu

Mev’izelerde bir menkıbe anlatılır: Bir çilehanede dervişler günlerini ibadetle geçiriyorlar. Bir erbaîn, iki erbaîn, üç erbaîn… Ancak ölmeyecek kadar yiyip içmek, sadece ibadet ü taatte bulunup elden geldiğince dışarıya çıkmamak orada bir prensiptir. El ayak, göz kulak, dil dudak, tamamen ibadetle meşgul edilir. Uyku da azaltılır, bir günde sadece bir saat kadar başlar bir yere konarak geçiştirilir, ihtiyaç defedilecek kadar uyunur. Zaten çok yeyip içmeyince de az uyumaya alışılır.

220