İçeriğe geç

İnsanı şeytanın kucağına düşüren; küfür, dalalet ve nifaka iten birçok sebep var. Kibir gibi, gurur ve ucub (insanın kendisini beğenmesi) gibi. Bunlar insanın inanmasına mânidir. İnhiraf, yani yanlış inanma, yanlış görme, yanlış değerlendirme, yanlış bakma, yanlış yorumlama; öte yandan haddini bilmeme, başkalarına zulmetme inanmaya mânidir. Çünkü bunlar insanın vicdanındaki o genişliği daraltıyor. Hâlbuki o vicdan mekanizması içinde Üstad’ın dediği gibi fuâd (latîfe-i Rabbaniye) var. Aynı zamanda his var, zihin var.26 Ama bu dediğimiz şeyler insanın vicdanıyla daralmasını netice veriyor. O zayıflayınca, nefis mekanizması, vicdan mekanizmasının yerine geçiyor. Böylece insana gerçek derinlik kazandıracak münasebetler kopuyor.

Bu türlü insanların inanması zordur. İnansalar bile, büyüme istidadı olmayan bodur bir ağaç gibi kalırlar. Onları ne kadar dindar olmaya zorlasanız, ne kadar terbiyeye tâbi tutsanız da; kibrini aşamazsa, haksızlıklardan sıyrılmazsa, zulmü terk etmezse, haddini bilmezse, Allah’a ait sınırların içine girerse, inanması zordur.

İmana mâni saydığımız hususlar içinde zulmün ayrı bir yeri var. Kur’ân, şirke (Allah’a ortak koşma) zulüm demiş. Çünkü zulüm, bir nevi ulûhiyet iddiasında bulunma demektir. İnsanlığın İftihar Tablosu “İman edip imanlarına zulüm bulaştırmayanlar…”27 âyetini okuyunca, sahabe-i kiram efendilerimiz “Hangimiz var ki nefsine zulmetmemiş olsun?” diye sorarlar. Efendimiz de Hz. Lokman aleyhisselâmın oğluna nasihatinin anlatıldığı “…Evlâdım! Sakın Allah’a eş, ortak uydurma. Çünkü şirk pek büyük bir zulümdür.”28 âyetini hatırlatarak meseleyi tavzih buyurmuştur.29

237