İçeriğe geç

Fakat insanın ufku o noktaya ulaşmamışsa bunları kavrayamayabilir, esbâb âleminin ötesini vicdanında hissedemeyebilir. Zaten bu hissetme onun için fikrî bir teklif-i mâlâ yutak olur. Meseleye kalb ufkundan bakmayan, o ufku bir mercek gibi meselelerin önüne tutmayan bir kimse de bakar; bakar, ama “Ben bir şey göremiyorum.” der.

Allah (celle celâluhu) âdiyât içinde fiilleri ve hareketleri öyle muttarid (muntazam, düzenli) yaratır ki, sizi bir yönüyle meseleleri esbaba bağlı yorumlamaya mecbur eder. Ama bazen de olan biteni sebeplere bağlamada zorlanırsınız. Sebeple neticenin kat’iyen birbirine münasip olmadığını görürsünüz. İnsan kendini çok sık dinlese, biraz da kalb gözünü kullansa, ruhuyla baksa, –isterseniz buna “müteâl (yüce, aşkın) bakış” deyin– o zaman her şeyi çok farklı duyar; tenâsüb-ü illiyet (sebep-sonuç ilişkisi) gibi şeylerin hepsinin altüst olup gittiğini görür ve fiilleri gerçek sahibine verir.

Evet, ehlullahın bu mevzudaki ihsaslarına ve değerlendirmelerine saygılı olmak lazım. Bazen sizler de kendinizi çok iyi dinlemeye alırsanız, benzer şeyler duyup görebilirsiniz. Her vicdan belli ölçüde o daire içine girebilir.

İşaret ve İşaretçilerin Mukayyetleşmesi

Soru: Hocam, bir yerde “işaret ve işaretçiler mukayyetleşir” kaydı var. Öbüründe “bir mânâda nazardan matlaşırlar” deniyor ve “bir mânâda” kaydı getiriliyor. Bunlarla kastedilen nedir?

244