Evet, bütün bunlar Allah’ın merhametindendir. Şehitlikte de aynı şey söz konusudur. Sonra, şehitler öldüklerini bilmezler. Ahirete intikal eder etmez birden ilâhî nimetlerle öylesine sarılırlar ki, kendilerini daha iyi bir hayata geçmiş bilirler.19 Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Allah yolunda öldürülüp dünyaya dönmeyi, tekrar öldürülüp tekrar dönmeyi, tekrar öldürülüp tekrar dönmeyi… ne kadar çok arzu ederim!”20 buyurmuşlardır. Bu mazhariyetler karşısında, şehit olanlara acıyan, esas her şeyi maddeden ibaret gören materyalistlere acısın!
Hadiste, denizde şehit olana, karada şehit olanın iki katı sevap verileceği21 buyrulmuştur. Havada kazaya uğrayıp ölmek ise, kara ve denizdekine nazaran daha ürpertici olarak görüldüğü için, sevabı karadakine nazaran belki 3-4 kat olabilir.
Ayıpları Örtmek
Bir insanın mahrem yanlarını ifşâ etmek, hatalarını fâş etmek asla doğru değildir. Böyle bir şey insan haklarına da, mevcut hukuka da, İslâm fıkhına da aykırıdır. Hata ve günahları fâş etmek değil, örtmek esastır. Hırsızlık yapan bir insan derdest edilip Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) getirilince, O (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Niye getirdiniz bunu?”22 demiş; zina itirafıyla kendisine gelene de, “Dön git ve Allah’a tevbe et!”23 buyurmuştur. Dünyada bir mü’minin ayıbını örtenin Allah da kıyamet günü ayıplarını örter.24
Bir Sadakat Nişanesi
“İnfak”, bir sadakat nişanesi olarak; Allah yolunda tasaddukta bulunma ameliyesidir ve hemen her dinde var olan temel bir meseledir. Ancak, günümüzde, diğer meseleler gibi infak meselesi de kendi müessiriyeti, aktivitesi ve hayata geçirilmesi gerektiği ölçüsünde, ne sistemli bir şekilde anlatılabilmiş ne de temsil edilebilmiştir.
Dipnotlar
- 19 Bkz.: Âl-i İmrân sûresi, 3/169.
- 20 Buhârî, cihâd 119; Müslim, imâret 103.
- 21 Bkz.: Ebû Dâvûd, cihâd 10.
- 22 Bkz.: Ebû Dâvûd, hudûd 8; Nesâî, kat’u’s-sârık 3; İbn Mâce, hudûd 29; Dârimî, hudûd 6.
- 23 Bkz.: Müslim, hudûd 22; Ebû Dâvûd, hudûd 24, 25; İbn Mâce, hudûd 9.
- 24 Bkz.: Müslim, zikir 38; Tirmizî, hudûd 3; Ebû Dâvûd, edeb 60; İbn Mâce, mukaddime 17.