Allah’tan istenilen bu hedefe ulaşabilmek için de erkân-ı imaniye didik didik edilmekle beraber, “âyât-ı tekvîniye” de hallaç edilmelidir. Yine –imana girmeye mâni ve imandan çıkmaya vesile olduğundan dolayı– kibirden, zulümden yani haddini bilmemezlikten uzak durulmalı ve inhirafa sevk edecek bütün vesilelerden sakınılmalıdır. Daha sonra da fiilen ve iradî olarak tesbite çalışılan imanı sabit kılması için Allah’a dua edilmelidir. Zira insan ne kadar gayret ederse etsin, şayet Allah’ın inayeti yetişmez, o iman denen ilâhî meşaleyi yakmaz ve O, onun sönmemesini temin buyurmazsa iman nuru söner gider…
Hazreti İsa’nın Vefatı
“Allah şöyle demişti: Ey İsa! Şüphesiz sana ölümü verecek, seni nezdime yükseltecek, küfredenlerden seni temize çıkaracak, sana tâbi olanları da kıyamet gününe kadar küfredenlerden üstün kılacak olan Benim. Sonra dönüşünüz yine Bana olacaktır. İşte o zaman, ihtilafa düştüğünüz hususlarda aranızda Ben hükmedeceğim.”66
Âyette geçen تَوَفَّاءٌ (teveffâ) fiili, “vefat ettirme” ve “hıfz, inayet, kelâet ile eksiksiz ve kusursuz bir biçimde koruma” diye terceme edebileceğimiz iki ayrı mânâya gelir. Yalnız, Hazreti İsa’nın (aleyhisselâm) bahis mevzuu olduğu bu âyet-i kerimede bu fiillerin birinci mânâsı esas alınmalıdır. Zira bir yerde herhangi bir kelimeyi hakikate hamletmek mümkünse, o kelimede mecaza gitme doğru değildir.
Hazreti İsa’nın vefat ettirilmesi, bizim vefat etmemiz gibi olmamıştır. Çünkü o, mazhariyeti itibarıyla çok farklıdır. O, hususî, farklı bir hayat seviyesinin insanıdır. Bu açıdan da onun vefat ettirilmesi farklı olmuştur. Yani Allah önce onu, hainlerin tuzaklarından kurtarmak suretiyle hıfzını, inayetini, kelâetini tam anlamıyla göstermiş ve ardından da bizim mahiyetini pek idrak edemeyeceğimiz bir şekilde onu vefat ettirmiştir. Daha doğrusu Hazreti İsa buud değiştirmiştir.
Dipnotlar
- 66 Âl-i İmrân sûresi, 3/55.