Bu temel bilgiler ışığında Hazreti Mesih ister şahıs, isterse şahs-ı mânevî olarak algılansın, onun yeryüzüne inmesi öncesinde, bize düşen vazifeler vardır. Bu cümleden olarak, ortamın onun temsil ettiği ruh ve mânâya hazır hâle getirilmesi, Mehdiyet, Mesihiyet soluyan insanların yetiştirilmesi, dünya-ukbâ dengelerinin yeniden yerlerine oturtulması sayılabilir.
Bunun gerçekleşmesi için de İslâm’ın tebliğ ve temsilinin çok iyi yapılması gerektiği kanaatindeyim. Tebliğ ve temsil vetiresi kendi orijinini korumakla birlikte, bütün insanlarla dost olmayı sağlamalı diye düşünüyorum. Evet, içtimaî yapı içinde, herkes böyle bir dostluğun örgüsünü örmeye çalışmalıdır. Aksi hâlde asgarî müştereklerde bile mutabakatın söz konusu olmayacağı, olamayacağı izahtan vârestedir.
Bu mevzuda bir şey daha hatırlatmak istiyorum. Sabah namazının sünnetinde okunması mesnun olduğuna dair rivayet olan,35 “Kâfirûn” ve “İhlâs” sûrelerini okumayı çok severim. Onların ifade ettiği mânâ bize bir ufuk açmaktadır: Şöyle ki “Sizin dininiz size, benim dinim bana!”36 âyeti bana kendi ruhu ile bütünleşmiş, dinamikleri ile gerilmiş bir yayı veya fırlamaya hazır dümdüz ok gibi bir insanı hatırlatır. Kendi güzelliklerini anlatmak için şaha kalkmış bir insanı.. bütün insanlığın gönlünü kazanmayı ulvî bir hedef olarak seçmiş ama bu uğurda başına gelebilecek her türlü tehlikeyi de göğüslemeye hazır bir cengaveri.
Bu düşünceler bana rahmetli Bekir Berk Bey’i de hatırlattı. Ara sıra oturduğu yerden kalkar, sağa-sola dolaşır, yumruğunu sıkar, savurur. Neden böyle yapıyorsun denildiğinde de “Bu adamların yazdıkları şeyler kalbimde yara yapmasın diye fikren reddediyorum.” derdi. Evet, insan “Benim dinim bana” düşüncesinin esiri olup, onu yaşamayı ve anlatmayı hayatının gayesi edinince, elbette böyle olur.
Dipnotlar
- 35 Bkz.: Müslim, salâtü’l-müsâfirîn 98; Ebû Dâvûd, tatavvu 3; İbn Mâce, ikâmetü’s-salât 102-103.
- 36 Kâfirûn sûresi, 109/6.