Günümüzde bazıları Hazreti Hızır’ın varlığını kabul etmiyorlar. Buna delil olarak da “Yüzyıl sonra şu anda yeryüzünde bulunanların hiçbiri olmayacak.”9 hadisini gösteriyorlar. Hâlbuki Allah Resûlü’nün bu sözlerden muradı, aynı hayat şartlarını paylaşan insanlardır. Yoksa farklı hayat mertebelerinde bulunan varlıklar demek değildir.
Ehlullah, Hazreti Hızır ve Hazreti İlyas’ın varlığını kabul ediyor ve onlarla görüştüklerini belirtiyorlar.10 İhtimal Hızır ve İlyas (aleyhimesselâm), Cenâb-ı Hakk’ın “Latîf” isminin tecellîsine mazhar varlıklar olduklarından bu mazhariyetin neticesi olarak bir atmosfer oluşuyor ve seyr ü sülûkta o atmosfere uğrayanlar Hazreti Hızır ile görüşebiliyorlar.11 Bu açıdan Hazreti Hızır ve Hazreti İlyas, aynı zamanda kâmil mânâda Allah’ın “Hayy” ismine mazhar bulunuyorlar. Ayrıca bunlar kendilerine ait hususiyetleriyle, hayat sıfatlarını bir mânâda “seyr ilallah” ve bir mânâda da “seyr fillâh” ufkunda devam ettiriyorlar.
Ümmîlik ve Hazreti Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)
Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmî idi.12 O’nun ümmîliği ve okuma yazma bilmemesi bizim başımıza taçtır. O’nun ümmîliğine rağmen, haber vermiş olduğu nice hâdiselerin zamanı geldiğinde âlem-i şehadette zuhuru, herkese “Muhammedün Resûlullah” dedirtir.
Burada delil olarak, Kur’ân âyetlerinin zımnî ve işârî haber verdiği şeyleri de sayabiliriz. Meselâ, şimdilerde âdeta bir ziyaretgâh olan ve ziyaretçi akınına uğrayan İngiltere’deki Firavun’un cesedi bunlardan biri sayılabilir. Kur’ân onun için; “Bu gün, senin (canından ayırdığımız) bedenini, (denizin dibinden) kurtaracağız ki senden sonra gelenlere ibret olasın. Ama insanlardan çoğu bizim âyetlerimizden gafildirler.”13 diyor. Şayet bu ceset Firavun’a aitse, bu, Nebiler Serveri’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) peygamberliğini ispata kâfi gelmez mi?
Ramazan Düşünceleri
Dipnotlar
- 9 Buhârî, ilm 41; Müslim, fezâilü’s-sahâbe 218.
- 10 Bkz.: İmam Rabbânî, el-Mektûbât 1/304 (282. Mektup).
- 11 Bkz.: Bediüzzaman, Mektubat s.1 (Birinci Mektup, Birinci Sual).
- 12 Bkz.: A’râf sûresi, 7/157.
- 13 Yunus sûresi, 10/92.