İçeriğe geç
‘Od’a gölge dedüğüme tânetmenüz hocalar, Hatırınuz hoş olsun yanub tütesim gelür.
Ben günahumca yanam rahmet suyiyle yunam, İki kanat takınam biraz uçasım gelür.
Andan Cennet’e varam Cennet’te Hakk’ı görem, Hûri ile gılmânı bir bir kocasım gelür.
Derviş Yunus bu sözi eğri büğrü söyleme, Seni sîgaya çeker bir Molla Kasım gelür.

Yunus’un bu sözlerinde, bizim totemlerimizle ve değişik endişelerimizle, korkularımızla istihza vardır. Onun mısralarında hep hür vicdanın sesi ve feryadı duyulmaktadır.

Bu, aynı zamanda bütün totemlere de bir baş kaldırma, ‘Lâ ilâhe illâllah’ı yürekten söylemenin ve ‘Muhammedün Resûlullah’ı vicdanında duymanın adıdır.

c. Kahramanlıklar Korkusuzların Eseridir

Vicdanı duru bir insan asla ölüm endişesi duymaz. Çünkü o, hürriyetin zirvesine yükselmiştir.

Her gün ölüm korkusunu boyunlarına sarılmış yılan gibi taşıyan insanların kendilerine veya içinde bulundukları cemiyete faydalı olacakları şüphelidir. Onların sararmış yüzleri, titreyen el ve dudakları bize bunu söylemektedir.

Sağlam bir cemiyeti, hayatı istihkâr edenler kurar ve yine onlar korurlar. Bir milletin idbârını (çöküş) ikbâle (yükseliş) çevirenler/çevirecek olanlar da yine bu korkusuzlardır. Kur’ân bir hâdise münasebetiyle, bizlere bu korkusuzları destanlaştırıp şöyle anlatır:

Şöyle ki, Uhud’da kolu kanadı kırılan Müslümanlar, bu halleriyle müşrik ordusunu takibe hazırlanırlar ki, tarihin bize ‘Bedr-i Suğrâ’ diye anlatacağı bu hâdise, korkusuz insanların nelere muktedir olduğunu göstermesi bakımından çok önemlidir.

75