İçeriğe geç

İşte bu çerçevede Hz. Ömer de gelmiş, O’ndan umre için izin istiyordu. Allah Resûlü, onun bu talebini geri çevirmediği gibi, Hz. Ömer’i hayatının sonuna kadar sevince garkedecek bir talepte de bulunmuştu: “Kardeşim! Duana bizi de ortak et!”38 Konuyla alâkalı Hz. Ömer, bir gün şöyle diyecektir: “O gün dünyalar benim olsaydı, o kadar sevinmezdim!”39

Ondaki bu tevazu ve mahviyet, fethettiği gönülleri bir daha fethe sebep oluyordu. Bu fetihlerle O, âdeta ümmetinin elinden tutup onları nurdan helezonlarla zirvelere çıkarıyordu.

Hz. Ömer, ilk hamlesiyle ve Müslümanlığı seçmesiyle zaten alacağını almıştı. Ama Allah Resûlü onu orada da bırakmamış, elinden tutup ilklerle beraber kendi ufkunun insanları hâline getirmişti. Evet, O, her zaman yükseliyor ve yükseltiyordu ama bu yükselmeyle doğru orantılı olarak sadece tevazu ve mahviyeti artıyor ve ne olursa olsun kendini kullardan bir kul görme hissiyle oturup kalkıyordu.

d. Melik mi, Kul mu?

Ahmed İbn Hanbel, Ebû Hüreyre’den rivayet ediyor: Allah Resûlü, Cibril’le oturmuş sohbet ediyordu. Kim bilir kaç gündür ağzına bir şey koymamıştı. Cibril O’nun en sadık dostuydu. Zayıf bir rivayete göre o, Allah Resûlü’ne şöyle demişti: “Ben senden sonra, yeryüzüne ancak birkaç defa ineceğim.” Kim bilir belki, Hz. Muhammed’siz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir dünyada bulunmak Cibril’e de hicran olurdu… Nitekim, seneler var ki, bu dünya bize de hep hicran oldu…

89