“Allah, şüphesiz Kendi yolunda savaşıp, öldüren ve öldürülen mü’minlerin canlarını ve mallarını, Tevrat, İncil ve Kur’ân’da söz verilmiş bir hak olarak, Cennet’e karşılık satın almıştır. Verdiği sözü Allah’tan daha çok tutan kim vardır? Öyleyse yaptığınız alışverişe sevinin; bu, büyük mazhariyettir.”10
Allah (celle celâluhu), dünyevî her türlü kayıttan âzâde hâle gelen mü’minlerden mallarını ve canlarını satın almıştır; onlar da bu suretle hırs hastalığından kurtulmuşlardır. Karşılığında da kendilerine Cennet vaad edilmiştir.
Onlar, “Kim Allah’ın adının yücelmesi için mücahede ederse, o, Allah yolundadır.”11 fehvâsınca, Allah’ın yüce adının, gönül âleminde, fikir hayatında, içtimaî yapıda şehbâl açıp yükselmesi, yükselip bir bayrak gibi ufuklarında dalgalanması istikametinde varlarıyla-yoklarıyla bu uğurda seve seve nefislerini feda ederler. Zaten cihadın çerçevesi de budur. Aslında bu resme de böyle bir çerçeve gerektir.
Onlar ki, öldürürler ve ölürler; Allah yolunda seve seve ölüme atılır ve asla ölümden endişe etmezler. Çünkü dünyaya ait hiçbir şey onların ayaklarına pranga, boyunlarına tasma olamamıştır.
Onlar serbest ve hürdürler. Öyle ki, icabında onlar, sıratın üstünde oynar, gidip Cehennem’de kaylûle yapar ve Cennet’te de gece uykusuna çekilirler.. evet, onlar o kadar rahattırlar. Cihanla hesaplaşır, fakat zerrece endişe duymazlar.
Ben, Yunus Emre’nin, dinin özüyle istihza gibi anlaşılan bazı sözlerinden, onun, insanların mâbut hâline getirdikleri ne kadar totemleri varsa, onlarla istihza mânâsını anlıyorum:
Dipnotlar
- 10 Tevbe sûresi, 9/111.
- 11 Buhârî, ilim 45; cihâd 15; Müslim, imâret 149-151.