İçeriğe geç

İşte bu Mercâne, daha sonra birisiyle evlenmiş ve ondan da Nâfi dünyaya gelmişti. Nâfi’yi alıp seven ve bağrına basan ümmetin allâmesi Abdullah b. Ömer, daha sonra elinden tutup onu ilmin zirvelerine çıkarmış ve Nâfi İslâm dünyasının en parlak yıldızlarından biri olmuştu.109

İmam Âzam, Mesruk, Tavus b. Keysan ve daha nicelerini mevâlîden sayanlar da vardır. Hatta Emevîler devrinde iki âlim kendi aralarında konuşurken elli kadar büyük zatı sayarlar ve ancak elli birinci şahsın mevâlîden olmadığını görürler.110

İşte bizim içtimaî yapımızın temel rükünlerinden biri olan müsavat ve eşitlik o toplumda böyle bir durum arz ediyordu. Esirlikten kurtulan bu insanlar kendi istidat ve kabiliyetlerini öyle işlettirmişlerdi ki, kısa bir müddet sonra kalblerin sevgilisi, akılların muallimi ve insanlara medeniyet dersi veren üstatlar olmuşlardı.

Onlara böyle bir zemini hazırlayan sistem, şüphesiz sistemlerin en büyüğü, en muhteşemi ve tek kelimeyle mucize sistem olan İslâm’dı. Öyle ki, günümüzde dahi müsavat hususunda insanların henüz bu seviyeye ulaştığı söylenemez.

3. Yardımlaşma ve Dayanışma

İçtimaî yapımızın üçüncü rüknü tekâfül,tesanüt ve teavündür. Ferdin, ferdî hürriyeti ve kendi sa’yine terettüp eden semeresi içinde aynı zamanda maslahat-ı umumiyeye riayetkâr ve başkalarının hukukuna hürmetli olması; kendi saadetini başkalarının saadetiyle bütünleştirmesi; yani başkaları mesutsa kendisini mesut sayması, başkaları rahatsız ve huzursuz ise, onun da rahatsızlık ve huzursuzluk duyması… gibi hususlar sıralanabilir. İşte bizim umumî mânâda tekâfül, tesanüt ve teavünden anladığımız da budur.

119