Halid, azledilip Medine’ye getirilirken yolda bir hutbe irad eder ve askerlere hitaben, “Askerlerim, Ömer beni azletti!” der. Halid’i canı kadar sevmesine rağmen baldırı çıplak bir asker hemen kılıcı üzerine doğrulur ve “Kumandan, kendine gel! Bu senin yaptığın isyandır, fitne çıkarmaktır.” tembihinde bulunur; bulunur ama, Halid’in cevabı da hazırdır: “Ömer varken kimin haddine isyan etmek ve fitne çıkarmak!”
Daha sonra gelir ve halifenin huzurunda mal beyanında bulunur. Halid’in defteri temizdir. Ancak yine de eski vazifesi kendisine verilmez. Buna rağmen, ordular sevk etmiş, imparatorlukları dize getirmiş koca kumandan kendisi için reva görülen bu şeylerin hiçbirini mesele yapmaz. Öyle ki, kumandan olarak vazife gördüğü orduda, alt rütbedeki birinin emrinde nefer olarak vazifesine devam eder.9
Vicdan duruluğu onu, benlik dahil, her şeyi toplumun selâmeti için feda etmeye hazır hâle getirmişti.
b. Duru Vicdanın Hürriyet Ufku
Vicdanı duru bir insan, Allah’tan (celle celâluhu) başka hiç kimseden korkmaz. Herkesin ondan korkup ürktüğü ölüm dahi böyle birince şeb-i arûs görülür. Öyle ki, Rabb’e kavuşmanın neşvesi onun bütün benliğini sarmıştır; sarmıştır, korku ve endişeye o bünyede zerre kadar yer kalmamıştır.
Aksine o ölürken hayatının en son fakat en lezzetli anını yaşamaktadır. Çünkü ölümü, her türlü ürperticilikten uzak ve bütün güzelliğiyle görmüştür. Onun ızdırabı, bu güzelliği ömrünü körlük içinde geçirenlere gösterememekten kaynaklanmaktadır.
Kur’ân-ı Kerim, böyle düşünüp ve ölümü böyle değerlendiren korkusuzları şöyle tebrik ve tebcil eder:
Dipnotlar
- 9 Şiblî Numanî, Hz. Ömer ve Devlet İdaresi 1/242-244.