İçeriğe geç

“Kökü mazide bir âti” mefkûresini ruhumuza ve içinde yaşadığımız cemiyete sindirebildiğimiz zaman, arzu edilen hedefe çok yaklaşıldığı söylenebilir. Bu da hiç şüphesiz ekseriyet itibarıyla cemiyet fertlerinin müsavat düşüncesini bir hedef ve gaye hâline getirmesiyle mümkündür. Ama bu mümkün, inanıyoruz ki, bir gün mutlaka gerçekleşecektir. Fecrin emareleri bize bu müjdeyi veriyor. Çil horozun sesinde sabah vaktinin çok yakın olduğu muştusu var.

Başkalarının anladığı ve tatbike çalıştığı müsavat ve eşitlik, asla herkesi kucaklayacak keyfiyette değildir. Onlar, insanlara hep aynı şeyi yedirip-giydirmeyi müsavat zannediyorlar. Hâlbuki, insanları aynı ruhî terbiyeye ulaştırıp, onlarda bu şuuru yerleştirmeden hakikî mânâda bir müsavat ve eşitlikten söz etmek mümkün değildir.

Düşünün ki, Hz. Ömer halifeydi. Dinî meseleleri anlama ve kavramadaki dirayeti de herkesçe müsellemdi. Bir kere Allah Resûlü onun için, “Benden sonra peygamber gelecek olsaydı, Ömer olurdu.”64 demişti.

Bununla beraber söylediği bir söz karşısında Selman-ı Farisî yerinden doğruluyor ve halifeye, “Sen bunu Allah Resûlü’nden mi duydun, yoksa kendinden mi söylüyorsun?” diye sorabiliyor ve ardından da sözüne şöyle devam ediyordu: “Eğer kendinden söylüyorsan, seni dinlemiyorum. Zira ben Allah Resûlü’nden bu meselede senin dediğinden başkasını işitmiştim.”

Selman azatlı bir köleydi. Nice eller değiştirdikten sonra Medine-i Münevvere’ye kadar gelmiş ve orada Müslüman olmuştu. Fakirdi, dünya namına hiçbir şeye sahip değildi. Ama rahatlıkla halifenin karşısına dikilip yanlış bildiği bir noktada ona itiraz edebiliyordu.

Hz. Ömer cevap olarak, “Hayır, ben bu sözü kendimden söylemiyorum; Allah Resûlü’nden duyduğumu aktarıyorum.” deyince de derhal itirazından vazgeçiyor ve “Öyle ise söyle yâ Ömer! Seni dinliyor ve dediğine inkıyat ediyorum.” karşılığını veriyordu.

98