İçeriğe geç

Mekke’yi fethedip şehre girerken, öyle bir mahviyete bürünmüş ve başını o kadar eğmişti ki, nerede ise bindiği hayvanın eğerine değiyordu. O şanlı Nebi, o şanlı beldeye işte böyle bir mahviyet içinde girivermişti.29

Hz. Âişe Validemiz’den rivayet edilen bir hadisi, Buhârî, Müslim ve Ahmed İbn Hanbel şöyle naklederler: “Allah Resûlü, evinde hemen her zaman herhangi bir insan gibi davranırdı; kendi elbisesini yamar, ayakkabılarını tamir eder ve ev işlerinde hanımlarına yardımda bulunurdu.”30

O, bunları yaptığı sırada, adı cihanın dört bir yanında anılıyor, herkes O’ndan ve O’nun getirdiği dinden bahsediyordu. O, zamanını öyle ayarlamıştı ki, bu kadar mühim işler arasında söz konusu işlere de fırsat bulabiliyordu. Evet, O, her güzel hasletin zirvesinde taht kurmaya lâyıktı, öyle de olmuştu.

b. Küçük Göründükçe Büyümek

Bediüzzaman ifadesiyle, büyüklerde büyüklüğün alâmeti tevazu ve mahviyettir. Küçüklerde küçüklüğün alâmeti ise tekebbürdür. Allah Resûlü insanlar içinde en büyük insandır. Öyle ise tevazuu da öyle olmalıdır.

Mescit yapımında diğer insanlar sırtlarında birer kerpiç taşırken iki kerpiç taşıyan; hendek kazımında açlıktan herkes şöyle-böyle idare ederken taş bağlayan;31 karşısına gelen ve mehâbetinden dolayı sıtmalı gibi titreyen adama, “Kardeşim, korkma! Ben de senin gibi anası kuru ekmek yiyen bir insanım.”32 diyen Allah Resûlü, insanların en mütevazii idi…

Değişik meclislerde büyüklük alâmeti olarak ayak ayak üstüne atıp öyle oturanlar, psikiyatrinin hangi sahasına girerler bilemem ama, onların ruhî yönlerinde bir eksiklik olduğunu söylemek mümkündür.

86