İçeriğe geç

Yine Üstad’ın beyanıyla, tevazu zillet olmadığı gibi, kibir de vakar değildir. Allah Resûlü, tevazuunda da mutlak bir ölçü ve denge içindedir. İşte O’nun bu sıfatı da bizlere, “Muhammedün Resûlullah” dedirtir.

Beyan Sultanı ifadesiyle, bir ulü’l-emir, makamında ciddî olmalıdır; bu vakardır. Ancak aynı vakarı evinde yaparsa bu kibir olur.. evet, insan, hane ehlinin yanında onlardan biri gibi davranmalıdır.36 Bunlar, Kur’ânî düsturlardır ve bunların en güzel tatbiki de Allah Resûlü tarafından gerçekleştirilmiştir. Ümmetin ruhuna da O’ndan aksetmiştir.

Herkes O’nu büyük bir rahmet kaynağı olarak görmektedir. O ise şöyle buyurmaktadır: “Hiç kimse kendi ameliyle Cennet’e giremez.” “Sen de mi?” diyenlere de: “Evet, ben de. Eğer Allah (celle celâluhu) rahmetiyle muamele etmezse ben de Cennet’e giremem.”37

O, işte bu sözü söyleyecek kadar, tabiî, fıtrî bir insandı. Kendisini insanlar arasında bir fert, onlardan bir parça olarak görür ve öyle değerlendirirdi.

Umreye gitmek isteyen Hz. Ömer, gelip Allah Resûlü’nden bunun için izin istemişti; istemişti, zira onlar disiplin insanıydılar. Her işlerinde, her müşküllerinde Allah Resûlü’nün yanına koşar, iş ve problemlerini O’na arz ederlerdi. Öyle ki, evinde gelinlik kızı olan O’na gelir: “Yâ Resûlallah! Evimde gelinlik kızım var. Evlendirmek istediğin biri varsa emir buyur!” derdi. Bir başkası, bahçesini vakfetmek istiyorsa, o da gelir durumu yine Allah Resûlü’ne söylerdi. İtikafa girmek veya sefere çıkmak isteyen de Allah Resûlü’nden izin alıyordu.

88