Buraya kadar, Cenab-ı Hakk’a karşı veya O’na inanan mü’minlere karşı yapılan münafıkça bir vasıftan bahsedildi ki o da münafıkların, şahsî akide, davranış, duygu ve düşüncelerinde, neticesi itibarıyla kendilerine zarar veren kizb/yalan meselesiydi. Dünyanın neresinde olursa olsun böyle birilerini gördüğünüzde, onlar hakkında mülâhazalarınızı gözden geçirmeniz icab eder. Bunlar insanlar içinde her zaman bulunacak; onlarla beraber yaşayacak ve inanmadıkları hâlde, inandıklarını söyleyeceklerdir. İç ve dış dünyaları arasında bir araştırma ve tecessüste bulunduğunuzda onların zâhir ve bâtın bütünlüğüne sahip olmadıklarını, içlerinin bazen dışlarından çok uzak, bazen çok geride olduğunu görecek; onların yalan söylediklerine ve hilâf-ı vâki beyanda bulunduklarına şahit olacaksınız.
Keza bunlar değişik hile ve dalaverelerle her meseleyi halledeceklerine inandıklarından, mütemadiyen tuzak kurma, komplo peşinden koşma, –Kur’ânî tabirle– “mekir” ve “keyd” yapma işiyle iştigal ettiklerinden, âdeta bunun dışında bir şey bilmez hâle geldiklerini göreceksiniz. Dahası, bunlar insanlara karşı yaptıkları bu şeyleri, Allah’a dayanan mü’minlere karşı da yapacak, hatta bütün duygu ve düşünceleri itibarıyla hileden başka bir şey bilmedikleri için Allah’a karşı yapma cüretinde de bulunacaklardır.
Ne var ki münafık, bütün bunları yaparken sürekli gel-gitler yaşayacak; amelde, duyguda, düşüncede asla tereddütten kurtulamayacaktır. Ayrıca, İslâm hesabına herhangi bir gelişmeyi çekemeyecek, bundan rahatsız olacak ve haset hâsidi yiyip bitirdiği gibi, onları da iman ve İslâm adına meydana gelen başarılar yiyip bitirecek ve hastalıklarına hastalık ilave edecektir. İşte çok yönlü olan, onların akide ve şahsî amel açısından nifaklarına alâmet olarak anlatılan bu husus, münafık alâmetlerinin bir tanesidir.